BİR BAYRAM ZİYARETİ

BİR BAYRAM ZİYARETİ
23 Ağustos 2018 - 8:57

Bazen planlı, bazen de plansız işler yaparız. Planlı yaptıklarımız gerginliğe yol açar zaman zaman, aman bir terslik olmasın diye diken üstünde dururuz, bıçak sırtı oluruz. Plansız yaptıklarımız daha doğaldır, kendi içinde akıp gider. Dün (22 Ağustos 2018 Çarşamba) işte böyle şey yaptık. Öğleye doğru üstadımız Sezai Karakoç’a bayram ziyareti yapmaya...

Bazen planlı, bazen de plansız işler yaparız. Planlı yaptıklarımız gerginliğe yol açar zaman zaman, aman bir terslik olmasın diye diken üstünde dururuz, bıçak sırtı oluruz. Plansız yaptıklarımız daha doğaldır, kendi içinde akıp gider. Dün (22 Ağustos 2018 Çarşamba) işte böyle şey yaptık. Öğleye doğru üstadımız Sezai Karakoç’a bayram ziyareti yapmaya karar verdik, bizim iki delikanlıyla. Vesile olan da büyük oğlumun arkadaşı, Yunus idi. Atladık arabaya, doğru Haseki’ye, Yüce Diriliş Partisi’nin Genel Merkezi’ne. Bilenler bilir, mekân bir partinin genel merkezi olmaktan oldukça uzak, oldukça mütevazı bir yerdir. Yunus’un uyarısıyla, yer bulamayız hatırlatmasıyla vaktinden önce gittik. İki elin parmaklarını geçmeyen sayıda gelenler vardı, çoğunluk gençlerdeydi, her zamanki gibi. Zamanla sayı çoğaldı. Osman Bayraktar, Osman Arı, Şakir Diclehan gibi dost ve tanıdıklar da bayramlaşma için gelenler arasındaydı.

Sezai Karakoç geldiğinde, ilgili bir arkadaş ilk iki sırada oturanlardan üç beş dakika için yerlerinden kalkmalarını rica etti. Ne olduğunu tam olarak anlayamadım, olanları izliyordum. Sandalyeler toplandı, üst üste kondu. Kalkanlar pencere kenarına sıralandı. Biraz sonra üstadımız içeri girdi, misafirleri selamladı. Bayramlaşmanın nasıl olması gerektiğine dâir bir şeyler söyledi. Sözlerini tam olarak anlayamadım. Ancak içeridekilerin sıra halinde üstadın önünden geçerek birbirlerinin bayramlarını tebrik etmelerinden, musafaha yapmalarından, söylediklerinin bu minvalde şeyler olduğu sonucunu çıkardım. Kimisi elini sıktı, kimisi elini öptü yaşına uygun olarak. Daha sonra herkes yerine geçti, tekrar oturma düzeni sağlandı.

Üstadımız Sezai Karakoç’un yaptığı konuşmaya geçmeden önce bir şey söylemek isterim. Üstadın gelmesini beklerken misafirlere çay ve lokum ikram edildi. Çay içen biri değilimdir. Bir mecliste otururken, beni tanıyanlar herkese çay ikram ederken bana özel olarak çay içip içmeyeceğimi sorarlar. O derece yani. Dünkü mecliste verilen çayı usûlen aldım. Harika bir çaydı. O kadar ki ikincisini de alıp içtim. Hizmet eden arkadaşların bardağı almasını beklemeden bir bardağı daha alıp mutfağa götürdüm. İçeri girince çayın çok güzel olduğunu, kimin demlediğini sordum. ‘Hasan abi’ dediler. Sonra Hasan abiye yöneldim. Doğu aksanıyla konuşan bir kardeşimizdi, ya da bana öyle geldi. Bu çayın güzelliğinin sırrı, su mu çay mı diye sordum. Sorduklarımın hepsine, ‘Hayır!’ cevabını verdi. Ben, ‘Peki ne o zaman?’ dedim. Hiç beklemediğim bir cevap çıktı ağzından: ‘Hizmet!’ ‘Hizmet’ dedi, ‘çayın güzelliğinin sırrı, hizmet!’ Benim ağzımdan o esnada gayri ihtiyarî, ‘Aşk!’ sözcüğü çıktı, ‘Desene, dedim, ‘işin sırrı, aşk!’

Üstadı en son üç dört yıl önce görmüştüm. Bu senenin kışında ziyaret etmek için gitmiş, ama bulamamıştım. Nasip bu bayram imiş. Sezai Karakoç’un üzerinde 85 yaşın emareleri görünüyor. Önceki ziyaretimde bunu fark etmiştim. İki ziyaret arasında fizikî olarak bir fark göremedim. Üstad yerine oturmaya çalışırken bizim ufak delikanlı geldi, konuşmayı kaydetmek için telefonu elimden aldı. Doğrusu ondan böyle bir şey beklemiyordum. İyi de oldu, videoyu izleyerek okumakta olduğunuz yazı ortaya çıktı. Gerçi bir süre sonra uyku ağır bastı, telefonu bana verdi, o ağır ağır uykuya geçti.

Otuz dakika kadar süren bir konuşma yapan üstadın hamd ü senâdan sonra söylediği ilk cümle, en büyük nimetin Müslüman bir toplumda, Müslüman bir anne babadan dünyaya gelmek olduğu idi. Bunun iyi günde kötü günde daima hatırda tutulması gerektiğine dikkat çekti. Dünyada tek kişi bile kalsak imanın, İslam’ın en büyük müdafiinin, en büyük savaşçısının bizim olmamız gerektiğini belirtti. Bunun temel şartının şuurumuzu kaybetmemek, birlik ve beraberliği korumak olduğunu vurguladı. İman ve İslam’dan sonra cahiliyeye dönmenin her zaman muhtemel olduğunu, bunun çaresinin ise bir araya gelmek, birlikte olmak, organize olmak, savunma tedbirlerini almak olduğunun altını çizdi. Hicretten sonra Medine’de İslam devleti kurulmuş, Mekke fethedilmiş, ardından da Arabistan’da İslam’ın hâkimiyeti sağlanmıştı.

Üstadın konuşmasında daha önce hiç duymadığım bir şey duydum. Peygamberimizin vefatının ardından halife seçilen Hz. Ebû Bekr, Peygamberimize hürmeten üç basamaklı minberin ikinci basamağında hutbe irad etmiş. Hz. Ömer de Peygamber Efendimize ve kendinden önceki halife Hz. Ebû Bekr’e hürmeten birinci basamakta irad etmiş hutbesini. Yirminci yüzyıla kadar, Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar Müslümanların ellerini kollarını sağlayarak vizesiz pasaportsuz hacca gittiklerini ifade etti. Gurura kapılmamalıyız, bize kimse dokunamaz diye bir şey yok gelir, bir gün dokunurlar, dedi.

Üstadın şu cümlesinin altını çizmek isterim: “Diğer devletler güç kuvvet sahibi oldular, büyük devletimizi ortadan kaldırdılar. Yüzyıldır İslam âlemi fetret devrini yaşıyor.” Ardından sözü şuraya getirdi: Küçük küçük devletçikler. Bunlar devlet sayılmaz. Bugün Suud, kabile hükümetidir. Bugün Türkiye, küçük bir devletçiktir. Orta Asya’daki devletler de, İran da böyledir. Problemimiz tekrar bir devlete kavuşmaktır. Müslümanların en büyük problemi budur.”

Bundan sonrasını, konuşmadan olduğu gibi aktarmak istiyorum: Mezhepler, meşrepler, tarikatlar, oraya buraya, ona buna bağlılık, ikinci, üçüncü dereceden meselelerdir. En önemli şey, hür ve bağımsız olmaktır. Hür ve bağımsız olmazsanız ezanı okutmazlar, kurbanı kestirmezler. Bunların hiç birine izin vermezler. Bugün atalarımızdan aldığımız güç ve kuvvetle hürriyetimizi yaşıyoruz. Bir gün devletimizi bir Çin kadar, bir Amerika kadar, bir Rusya kadar, en az onlar kadar bir devlet kuramazsak, maalesef sizin ezan nimetiniz de gidecektir, Kurban Bayramı da, Ramazan Bayramı da gidecektir, oruç da tutturmazlar çocuklarınıza, size. Doğu Türkistan’da tutturmuyorlar, namaz kıldırmazlar. Bunlar Müslüman olmadıkları için, merhamet duygularını kaybetmişlerdir. Bunları şahıslar için söylemiyorum, şahıslarla, ırklarla işimiz yok, onlara düşmanlığımız yok. Bizim işimiz şeytanî örgütlerle. Bunları kişiler yapmaz, oradaki güç odakları yaparlar. İngiliz hükümeti devletimizi yıkmak için birçok şey yaptı. Ancak bu durum, her İngiliz’e düşman olmayı gerektirmez. Organizasyon vardır, devlet vardır. O devleti yönetenler, çocukları İslam düşmanı olarak yetiştirirler. Allah insana böyle bir kader vermesin. Bunu aşıp gerçeği görmek çok zordur.

Biz kendimize bakmalıyız. Müslümanlar tekrar uyanmalı, birleşip büyük devletlerini kurmalıdırlar. Büyük İslam düzenini kurmalılar. Bu insanlık için de bir kurtuluş olur. Asya’da, Afrika’da, Avrupa’da yeni bir İslam Devleti olmazsa doğu batı savaşı olacak, bütün insanlık da ayaklar altında kalacaktır. Bunu açıkça söylüyorlar, bunu mezhep haline getirmişler, Amerika’da açıkça söylüyorlar bunu. Tevrat’ı böyle yorumluyorlar, Tevrat’ta kaç bin sene sonra savaş olacak diyor, onu buna yorumluyorlar. Bunun önleyicisi Müslümanlar olacak.

Bugün biz hiçbir umutsuzluğa kapılmadan, fert fert, topluluk topluluk millet olarak, İslam milleti olarak İslam ümmeti demiyorum bakın, İslam milleti diyorum. Karıştırıyorlar, millet ile ümmeti birbirine karıştırıyorlar. İslam milleti var, bir de Hz. Muhammed’in ümmeti var. İslam ümmeti değil, Peygamber Efendimizin ümmeti. Elbette insanlar bir yere aittir. Halklar vardır, Türk halkı, Arap halkı. Bunlara millet demiyoruz. Türk boyu, Türk soyu. Bunlar doğrudur, bunlara sahip çıkacağız. Bunlara (Arap’a, Kürt’e, İranlı’ya) sahip çıkarken dikkat edeceğiz.

Bunlar boylardır, soylardır. Bunların hepsi bir araya gelir, İslam milletini oluştururlar. Milleti İslam milleti, ümmeti de Peygamber Efendimizin ümmeti olarak kullanın. İslam milleti Hz. Âdem’den bugüne geliyor. Bir döneminde İbrahim milleti demişler. Ümmetler bir dönem Hz. Musa’nın ümmetidir, bir dönem Hz. İsa’nın ümmetidir, bir dönemden sonra Hz. Muhammed’in, Peygamber Efendimizin ümmetidir. Ümmeti, burada kullanacağız. Camiamızın adı, İslam milletidir. İslam milleti olunca, onun bir toprağı vardır. İslam ülkesi, dâru’l-İslam. Bu neresidir? Bütün Müslümanların yaşadığı yer, İslam ülkesidir. Ve her Müslümanın ülkesidir. Bu İslam milletinin bir devleti olacak. Bir hududu Çin’deyse, diyelim bir hududu da Viyana’da olacak. Bir ara orasıydı ya. Daha da öteye itmesi lazım. Müslümanın şu beş kavramla ilgisini kesmemesi lazımdır: Müslüman birey, Müslüman toplum, İslam milleti, İslam ülkesi, bir de devleti olacak o da İslam devleti. O devlet federatif olur, konfederatif olur, şartlara göre. Ama bir İslam devleti olacak.

Peki, tüm bunları nasıl ayakta tutacaksın? İslam medeniyeti ile. Müslümanların bir medeniyeti vardır. Düşünceler ve duygular, bunları geliştirdiğimiz zaman bilgi, eser, sanat, bunlar doğar. Bunlarla o milleti, o devleti, o toplumu besleyeceksin. Türk milletindenim, garp medeniyetindenim, böyle bir saçmalık olmaz. Geçmişte yaptılar bunu, böyle bir şey yok. Biz İslam milletindeniz, Türk soyundanız birçoğumuz, İslam medeniyetindeniz. İslam medeniyeti, İslam devleti, İslam ülkesi, İslam milleti, Müslüman. Tek kişi de kalsak bunlardan vazgeçmemeliyiz. Yerel idareler olabilir, ama onların ana damara bağlanması lazım. Kaç kere Mekke, Medine’yi bombalayalım dediler. Amerikalı senatör söyledi bunu. Ecevit zamanında İstanbul’u bombalayalım dediler, Sultanahmet’i bombalayalım dediler. Niçin? Burda haşhaş ekiliyormuş da bilmem ne. Uyuşturucu yapılıyormuş falan. Sanki kendileri çok temiz. Bütün kötülüklerin kaynağı kendilerinde. Ondan sonra kalkıp haşhaş ekimini durdurmazsanız, Sultanahmet’i bombalayacağız dediler. Bütün bunların cesaretini nerden alıyorlar? Çünkü senin devletin yok da ondan. Devletin olsa bunları yapamaz.

Onun için uyanalım. Mezhep konularını âlimler konuşsun. İran’ın Ehl-i Beyt’in yoluna girmesi için çalışalım eğer o, o yoldaysa yolda memnun oluruz. Şimdi millet mezhep kavgasında. Sanki millet mezhebine çok sahip de. Sonra Suud, vehhabiymiş şuymuş, buymuş. Tarikatler nedir, ne kadar geçerlidir? Bunları âlimler konuşsun. Bunlar hiçbir zaman kavga sebebi olmamalıdır. Biz hiç bir zaman hedeften uzaklaşmamalıyız. Bir gün mutlaka İslam âleminde, Büyük İslam Devleti kurulacak. Mehdilik devri denen şey, budur. Bir hidayet dönemi gelecek, bütün insanlığı Müslüman yapacak. İslam medeniyeti hâkim olacak. İşte ona mehdiik devri diyebiliriz. Rivayetlerde şahıs olarak anlatılıyor. Esas mesele, devir meselesidir.

Üstad Sezai Karakoç sözlerini şöyle sona erdirdi: Hepinize tekrar hayırlı bayramlar diliyorum, Allah kurbanlarınız kabul etsin, Allah hepimize güç kuvvet versin. Biz de bu dediğim hedefe ulaşalım. Başka bir şey bilmiyorum, başka bir şey de sormayın. Tek konu bu.

Anahtar Kelimeler: ,