CAMİDEKİ CİNAYET

CAMİDEKİ CİNAYET
11 Ekim 2016 - 4:05

Bu ülkede insanı üzecek o kadar şey var ki, hangi birine üzüleceğinize şaşırıyorsunuz. Geçen perşembe yatsı namazını, bir kaç arkadaşla Aksaray’daki Kızıl Minare Camii’nde eda ettik. Camii restore edilmiş, ya da yeniden yapılmış, orasını tam öğrenemedim. Malum, camilerimizde ayet ve hadis yazmak, önemli bir gelenektir. Yeni gittiğim camilerde bunları okumaya...

Bu ülkede insanı üzecek o kadar şey var ki, hangi birine üzüleceğinize şaşırıyorsunuz.

Geçen perşembe yatsı namazını, bir kaç arkadaşla Aksaray’daki Kızıl Minare Camii’nde eda ettik. Camii restore edilmiş, ya da yeniden yapılmış, orasını tam öğrenemedim.

Malum, camilerimizde ayet ve hadis yazmak, önemli bir gelenektir. Yeni gittiğim camilerde bunları okumaya çalışırım. Bunu kendime bir alışkanlık haline getirdim. Tesbîhâtta, gözüm kubbe ve mihrabın üzerindeki yazılara kaydı, okumaya çalıştım.

Kubbeye Mülk suresini yazmışlar. Aslında “sureyi katletmişler” demek, daha uygun, daha doğru. Sureyi oraya yazmayı tasarlayanlar, sureyi üçe bölmeyi uygun görmüşler. Sorun tam burada, bölme işinde.

Dünya hat tarihinde çığır açan bir medeniyet ve kültürün çocuklarının asla yapmamaları gereken bir yanlış yapılmış. Bu işleri yapanların, genelde Kur’an-ı Kerim’i, hadis-i şerifleri pek bilmedikleri söylenir. Bir yerlerden ayetleri, hadisleri alırlar, bunları camilerde belli yerlere kopye usulüyle yazarlar.

Sureyi kubbeye resmetmeye çalışanlar, tam tamına bu iddiadaki kimselerin aynısı. Sureyi bilmedikleri için, ayet nerede biter, kelime nerede biter bi-haber oldukları için bir katliam gerçekleştirmişler.

Surenin 21. ayetinin sonu, bel leccû fî utuvvin ve nüfûr şeklindedir. fî utuvvin ifadesi, iki kelimeden oluşan bir bütündür ve asla ayrı ayrı değerlendirilemez. Kubbede bu hat uygulamasını yapanlar, edatını/harf-i cerrini kubbede, ondan sonra gelen ve mecrûru olan utuvv kelimesini ise, mihrabın üzerindeki levhaya yazmışlar. Cinayet bununla sınırlı kalmamış, aynı levhanın sonunda daha büyüğü işlenmiştir. 28. ayetin sonundaki el-kâfirîn kelimesini sığdıramayan uygulamacılar, bu kez asla ve kat’a işlenmemesi gereken cinayet üstü bir cinayet işleyerek el-kâfirîn kelimesini ortadan bölerek, el-kâ kısmını satırın sonuna, firîn kısmını ise alttaki satırın başına yerleştirmişler.

Son zamanlarda yeni yada restore edilen bir çok camide benzer hadiseler, cinayetler sıradan hale geldi. Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü, cami dernekleri, özellikle dernekler, bu meseleyi pek önemsemiyorlar. Camileri ayet-i kerimelerle, hadis-i şeriflerle, başka unsurlarla süsleme gibi bir zorunluluğumuz yok. Kimse kalkıp da “Bu camide niye klasik islam sanatlarına yer verilmemiş?” diye isyan etmez. Ya da bunların camide olmaması, kılınan namaza bir eksiklik getirmez.

Ancak bunlar yerli yersiz kullanılır, yalan yanlış yapılırsa, bu devasa kültürü, bu muhteşem geleneği bize miras bırakanlara haksızlık edilmiş, onların bıraktığı mirasa sahip çıkılmamış, emanate ihanet edilmiş olur. Hat sanatında çığır açmış bir medeniyetin çocukları, bu kadar pervasız, bu kadar sorumsuz davranmamalıdır, davranamaz!

Hat sanatı bu topraklarla o kadar bütünleşmiştir ki “Kur’an Mekke’de indi, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı” denmiştir. Kimsenin, ama hiç kimsenin bu söze halel getirmeye hakkı yoktur. Bütün kişi ve kurumlar, bu konuda, tarihî sorumluluk ve tarihî bilinçle hareket etmelidir.

Unutmayalım, bir kültür, bir sanat, bir gelenek çok kolay oluşmuyor.