KENDİNİ ZENGİNLEŞTİRMEK

KENDİNİ ZENGİNLEŞTİRMEK
24 Mart 2017 - 12:33

Kültür, sanat ve edebiyat, insanın hayatına anlam katan her şey, insanların ortak değerlerinden oluşmaktadır. Ortaya konan düşünce ve duygular, segilenen duruş ve tavırlar, kullanılan dil ve üsluplar, bunların yansıdığı ürünler, zamanla kalıcı hale gelmekte, ulusal ve uluslararası düzeyde kabul görmekte, yerleşik ve kalıcı bir biçime dönüşmektedir. Yeni Zelanda’da çizilen bir...

Kültür, sanat ve edebiyat, insanın hayatına anlam katan her şey, insanların ortak değerlerinden oluşmaktadır. Ortaya konan düşünce ve duygular, segilenen duruş ve tavırlar, kullanılan dil ve üsluplar, bunların yansıdığı ürünler, zamanla kalıcı hale gelmekte, ulusal ve uluslararası düzeyde kabul görmekte, yerleşik ve kalıcı bir biçime dönüşmektedir.

Yeni Zelanda’da çizilen bir resim, yerel ve ulusal sınırların dışına çıkmakta, dünyanın bir çok şehrinde, bölgesinde yankı bulmaktadır. Pink Floyd’un 1979’un son aylarında çıkan The Wall albümü/şarkısı, barındırdığı insancıl ögelerden dolayı, dünyanın bir çok yerinde büyük bir ilgi görmüştür. Şarkı, bir şarkı olmanın ötesinde, insana olan toplumsal ve psikolojik yaklaşımıyla bir merkezî çekim noktası olmuştur. Joan Baez’in savaş karşıtı, sosyal muhtevalı şarkıları da, insanı ve insanî değerleri önemseyen kesimler tarafından ilgi ve alakayla dinlenmiştir.

Bu bağlamda bir çok örnek zikredebiliriz. Hakikati, doğruyu, insanî olanı öne çıkaran her ürün, mutlaka muhatabını bulur. Bu, geçmişte böyleydi, bugün böyledir, yarın da böyle olacaktır. İnsan, güzele, doğruya, iyiye, gerçeğe bigâne kalamaz. İnsanî değerlerini, özelliklerini yitirmemişse, böyledir, böyle olmalıdır.

Bir sanatçı, bir yazar, bir insan, kendi değer dünyasından uzak, ancak insanlığın ortak mirasına katkı sağlayan, bu hususta ürünler ortaya koyan kişilere saygı duyar, ilgi gösterir. Gerektiğinde bunlardan yararlanır. Kültür tarihimiz, bunun sayısız misalleriyle doludur. Tefsirde Cahiliye arap şiirinden yararlanmaktan tutun da Yunan düşüncesinden istifade etmeye kadar gidin. Burada asıl olan, aldıklarınıza nasıl baktığınız, onlara nasıl yaklaştığınız, onlara nasıl bir biçim verdiğiniz, onlara nasıl bir ruh üflediğinizdir. İslam dünyasının, müslümanların dışındaki dünyadaki her şey, kötü değildir, buradaki her şey, şirkle malul değildir. Tevhide aykırı düşmeyen ürünler, çalışmalar, düşünceler, yaklaşımlar, sözler mutlaka vardır. Ve bunların bize sağlayacağı katkı, az değildir.

Modern kültürün inşa edicilerinin ve taşıyıcılarının en önemlilerinden biri, sinemadır. İslam âleminin sinema alanındaki durumu ise ortadır. Sinemayı örnek olarak zikretmemizin sebebi, bu sahada diğerlerine nazaran oldukça zayıf olmamızdır. Biçim ve biçem olarak, dil ve üslup olarak, Ruslardan (Andrey Arsenyeviç Tarkovski), Japonlardan (Akira Kurusawa) gibi kendilerinden yararlanabileceğimiz adını sayamayacağımız bir çok ülke ve kişi vardır.

Michel de Montaigne’in Denemeler’ini, Niccolò Machiavelli’nin Askerlik Sanatı’nı, Dante Alighieri’nin İlahi Komedya’sını, Martin Heidegger’in Varlık ve Zamanı’nı, Sigmund Freud’un eserlerini, örneğin Düşlerin Yorumu’nu, Max Weber’in Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu ile Din Sosyolojisi’ni, ilgili kişilerin okumaması mümkün müdür? Müslüman bilim adamının, mütefekkirin, sanatçının bu ve benzeri büyük bilim, fikir, edebiyat adamlarından uzak kalması düşünülebilir mi?

Diyelim ki, İslam dünyasının özgürleşmesinden söz ediyorsunuz. Ahmed bin Bella’yı, Ömer Muhtar’ı, Ahmed Sukarno’yu tanımak ne kadar elzemse, Mahatma Gandi’yi, Ho Chi Minh’i, Che Guevara’yı tanımak da o kadar elzemdir. Her bölgenin, ülkenin, coğrafyanın bağımsızlık ve özgürlük meselesinde kendine özgü şartları, yöntemleri, tarzları olabilir. Özgürlük ve bağımsızlık konusunu ciddiye alan bir kişi veya grup yada toplum, kendinden önce bunları yaşamış kişi ve toplumlardan çıkaracağı dersler olmalıdır, bu dersleri çok iyi okumalıdır.

“Biz, bize yeteriz” cümlesi, bir aldanıştan, bir yanılsamadan ibarettir. Bunun yerine, “Biz, mutlaka, bir biçimde, hangi koşullarda olursa olsun, kendimizi geliştirmenin bir yolunu bulmalıyız” cümlesi, öne çıkarılmalıdır.

Müslüman edebiyatçı, müslüman sanatçı, müslüman mütefekkir kendi kıymetlerini, hislerini, fikirlerini anlatırken her ülkeden, her coğrafyadan yararlanmayı bilir, bilmelidir. Böylelikle kendini geliştirir, mensup olduğu kültür havzasını zenginleştirir.