DİLEK KARTAL’IN ÇİFTE AÇMAZ’I ÜZERİNE…

DİLEK KARTAL’IN ÇİFTE AÇMAZ’I ÜZERİNE…
4 Aralık 2016 - 12:50

Yutkunmak, yut’tan türetilmiş Türkçe bir kelime. Tuncer Gülensoy’un Köken Bilgisi Sözlüğü’ne bakılırsa, yutkunmak’ın “…dayanıp sesini çıkarmamak, katlanmak; tam ve doğru söylemek; inanmak, aldanmak, kanmak; türlü anlamlara gelen sözü anlayamamak; söylemek istediği bir sözü kendini tutarak söyleyememek…” şeklindeki anlamlarını, yut kökü bizzat içeriyor. Aynı durum “bir şeyi söylemekle söylememek arasında duraklamak”...

Yutkunmak, yut’tan türetilmiş Türkçe bir kelime.

Tuncer Gülensoy’un Köken Bilgisi Sözlüğü’ne bakılırsa, yutkunmak’ın “…dayanıp sesini çıkarmamak, katlanmak; tam ve doğru söylemek; inanmak, aldanmak, kanmak; türlü anlamlara gelen sözü anlayamamak; söylemek istediği bir sözü kendini tutarak söyleyememek…” şeklindeki anlamlarını, yut kökü bizzat içeriyor.

Aynı durum “bir şeyi söylemekle söylememek arasında duraklamak” anlamındaki yutkun kelimesinin mecazi kullanımı için de geçerli.

İlgili sözlüklerde yer almadığına bakarak Osmanlıca’nın fazla itibar etmediğine hükmedebileceğimiz yutkunmak’ın anlamı Misalli sözlük’te şöyle sabitlenmiş: “mec. Bir şeyi söyleyip söylememek arasında karar veremeyip duraksamak.”

Kaşgarlı’nın Divanü Lügat-it Türk’ünde, yut’u, “kışın soğukta hayvanları öldüren felaket, yutık’ı da yutamak, soğuktan hayvan telef olmak” şeklinde açıkladığını iletmem, yutkunmak’a mana bakımından bir şey kazandırmaz sanırım ama, yutkunma yoluyla aynı zamanda bir bedel de ödenmek zorunda kalınıyorsa (ki, kalınıyor), o bedelin daha iyi anlaşılmasına imgesel bir katkı sağlayabilir.

Bedel diyorsam, bundan ilk ve son kastım onun tahyili olmasındandır. Tahyili dediğimse fikre düşürmek, bir şeyi surete getirmektir.

Bu yanıyla yutkunmak, tam da Kierkegaard’ın deşelediği kaygı terimine dahil edilebilecek bir şeydir. Çünkü söyleyebilecekken söyle(ye)memenin, belki de bununla (ya da bu sayede) söyle(ye)mediği şey üzerinden asıl söylemek istediğini söyle(yebil)menin, ilgilisinde doğurduğu hal, anlık bir kalp sıkışmasına, fikrin sekteye uğramasına, psişik bir bocalamaya, tedirginliğe düşmeye ve kaygıya kapılmaya sebeptir.

Dilek Kartal’ın İz Yayınları arasından yeni çıkan Çifte Açmaz adlı kitabında topladığı şiirlerde, şairi olarak bizzat yaşayanı ve dolayısıyla soyutlayanı olmakla kalmayıp, okuru olarak beni de doğrudan içine çektiği bir hal’dir o yutkunma hali.

Dilek Kartal’ın, söz konusu kitabındaki şiirleriyle, İkinci Yeni’den beri kanıksanmış bir tarz olarak sürdürüle gelen gündelik hayatın şiirini yazma eylemine yetkin bir katkıda bulunduğunu söylememe sanırım gerek yoktur. Ama şunu söylememe gerek vardır:

Dilek Kartal, İkinci Yeni’nin masaya, sandalyeye, otele, aşk dahil cinselliğe… yedirdiği güncelliği, öz-nel-likten hareketle, toplumsal düzeye tekrar iade etmektedir.

Tekrar diyorum, çünkü İkinci Yeni din, vatan, hamiyet, şehadet, millilik, yerlilik vb. terimleri eze eze, şiiri gündelik hayatın sıradanlığına zorla ikna etmiş, dolayısıyla toplumsal duyuş ya da çoğul aidiyet duygusu diyebileceğim hususları şirin dışına düşürmüştü.

Hatta, söz konusu terimleri içkin olan önceki şiiri manzume diye küçümseyerek, Mehmet Akif ve kuşağının şiirini ilgisizliğe, giderek unutulmaya mahkum ederek, mevcut şiir ortamının dışına itmişti.

Dilek Kartal, gündelik hayatın şiiri bugün için hangi imkanlara ulaşmışsa, bunları da bizzat gözeterek, öz(n)elden genele, tikelden tümele evrilen bir tutumla, kendisine mahsus (ilişebileceği bir geleneği de olmakla güçlenen) yeni bir edanın talibi ve takdimcisi oluyor.

Bunu önce varlık-insan, insan-kadın-erkek, kadın-anne (çocuk), insan-insan (karı-koca, seven-sevilen), olgu-insan- -olay (din – dindarlık, günah – istismar, çatışma – savaş, zulüm – esenlik)… ilişkileri üzerinden tekil planda gerçekleştiriyor.

Benim yutkunma dediğim fiil (ya da hal, tutum, tavır) ise, Dilek Kartal’ın söz konusu tekilliği toplumsal plana havale edişinde ortaya çıkıyor.

Bu aşamada, faraza sevenin sevdiğinin anlayışsızlığı karşısında zorunlu olarak yüklendiği yutkunma hali veya din ile dindarın arasında açılmış olan uçurum, onun öz(n)eli olmaktan çıkıp seven ve sevilen, din ve dindar ilişkilerinde genelleşerek toplumsallaşıyor.

Örneğin,

“nüfusun %16,3’ü yoksulluk sınırının altında kaldı / sürekli yoksulluk riski altında bulunanların oranı %16 / (kaynak: tüik) / olsun. yine de öğün! çalış! güven! / iyi de, neyle? nerde? kime? / beni korkutuyorsun / oysa müslüman: / öz. a. 1. din b. İslam dininden olan kimse, muhammedi, müslim, müselman, mümin. 2. hlk. islam dininin kurallarını yerine getiren kimse. 3. mec. doğru, haktan ayrılmaz kimse (kaynak: tdk sözlük) / dir / tek suçlu / hayır ama…./ o zaman sus!” dizelerindeki gibi…

Şairin yutkunmasından korkulmalıdır dediysem boşuna demedim.

Hadi siz, Müslüman olarak, şair Dilek Kartal’ın şu dizelerini okuyup da korkmayın!

(20 Kasım 2016, Yeni Şafak)

Anahtar Kelimeler: ,