Hikmet Gök’e “son” bir iki hatırlatma…
Hikmet Gök!
Ey, imanometreli muhterem!
Edebistan’daki yazıyı hiçbir yere kaldırmadım, işte şu adreste, senin paradigmanı ifşa eden apaçık, tane tane yazılmış bir belge olarak duruyor; “güven” vurgundan da utanmıyorsan, sen de bakabilirsin:
http://www.edebistan.com/index.php/omer-lekesiz/hikmet-gokun-imanometresi/2010/02/
Bu yazımı, “Senden ve senin gibi Müslümanlardan bir ‘fayda’ erişmesin yeter ki, bana zarar verebilecek dinsizlerle, densizlerle kendim başa çıkarım. O halde, hadi gülüm başka kapıya…” diye bitirmiştim.
Belli ki, yazımda daha bu satırlara gelmeden, zıpkın yemiş bir balık gibi çırpınmaya, kanını, köpüğünü etrafa sıçratmaya başlamışsın ki, gereğince okuyamamışsın bu satırları.
Bilvesiyle tekrar yazıyorum: “Senden ve senin gibi Müslümanlardan bir ‘fayda’ erişmesin yeter ki, bana zarar verebilecek dinsizlerle, densizlerle kendim başa çıkarım. O halde, hadi gülüm başka kapıya…”
İnşallah şimdi anlarsın da ne demek istediğimi, titreyip insanlığına dönersin.
Hikmet Gök,
Sana cevap vererek, edebistanı da -varlığıyla yokluğu bir olan adınla- daha fazla kirletmek istemiyorum.
Hele hele sen, her kelimende “benim muadilim Güzin Abla”dır diye bağırıp dururken…
Küfürle başlamıştın yazına, küfürle devam etmişsin zaten…
Küfürbaz, kafirlikte ısrar eden, hakkı, hakikati örtmekte inatkarlık gösteren demektir; bana öğretilen şekliyle küfürbazın, küfrünü tekrarlamasına neden olmak da doğru değildir. Öncelikle bu nedenle -tipik bir saçmalama nümunesi de olan- ikinci yazına cevap vermeyeceğim…
Psikolojini de anlıyorum, yazım bir hançer gibi oturmuş içine; yaralısın, çok acı çekiyorsun. Ben yaralı birinin göğsüne ayağımla basmadığım gibi, kalemimle de tekrar dokunmam.
Biraz rahatla, nefes al; küfürbazlığın inancından değil acından kaynaklanıyorsa, lahavle çek, tövbe et; ola ki, vicdanın konuşmaya başlar da her iki yazını ayna olarak yüzüne tutup, Faust halini görür, kurtulmak için Rabbine yakarır, dostlarından yardım istersin.
Bu yazı işleri zordur Hikmet Gök…
Hayatın ve kitapların içinde pişmeyince, yazıyla bir ömür tüketmeyince kalemi dirgen tutar gibi tutarsın da, elin oğlu bir kalem darbesiyle foyanı gözler önüne seriverir işte: “İmanometreli Hikmet Gök!”
Bu alemde kalacaksan, alışacaksın net ve açık eleştirilere…
Dostun değilim hamdolsun ama, yine de acı söylüyorum, kıymetini bil bunun…
Kılıçdaroğlu’nun elinden su mu içtin ki, düello diskuru çekiyorsun…
Dur bakalım hele, senin için dün bir bugün iki… Daha ne zıpkınlar yiyecek, ne acılar çekeceksin…
Kalemi eline alan, eleştiriyi de kendiliğinden satın alır…
Yok, bunlara gelemem diyorsan, kalemini gömlek cebine koyup, tıpkı Renkli’yi kapatırken yaptığın gibi ardına baka baka gideceksin Hikmet Gök…
İstitraden soruyorum: Ben Renkli’yle ilgili meraklısı için yazıma bir not düştüm diye, neden rengin attı Hikmet Gök? Altı üstü meraklısı için bir not işte, meraklısı değilsen, işine de yaramaz zaten. Ama sen gereğinden fazla merak etmişsin ki, yazarlığı unutup kabadayılık taslamaya başlamışsın. G-string tartışmalarını mı hatırlattı sana? Başarısızlığını mı? Ciğeri beş para etmeyenlere dini karalamak için malzeme sunmaya vesile oluşunu mu? Utandırdım mı seni? Utanma, olur böyle şeyler! Hem sen, dini argümanlarla bir değerlendirme yapmaz ve yaptırmazsın hiç değil mi?
Git ya da gitme, beni ilgilendirmez sonuçta ama, -adını son olarak anıp da söylüyorum- şunu unutma Hikmet Gök: bu kapıdan sana ekmek çıkmaz, başka kapılara vur başını…
Son bir şey daha: Edep bir haldir; edeple problemi olanlar edebten ve hadden dem vururlar sık sık. Aynıyla fikir ve namus hali için de geçerlidir bu söylediklerim.
Ve ancak salyalarını kontrol edemeyenler tutulurlar salya akıtma sendromuna…
Rabbim seni bildiği gibi yapsın.
Hadi hadi, başka kapıya…














