BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ…

Çoook eskiden değil ama eskiden evimizde sekiz kişilik bir yemek masası vardı. Beyaz etaminden bir örtü seriliydi üstünde; vazo içerisinde kır çiçekleri desenli işlemeleri olan ve etrafı saçaklı bir örtü… Neredeyse örtünün saçakları yere değecek. Şimdikiler gibi modern kısa örtülerden ya da masanın ortasına öylece bırakılan türden değil. Geleneksel örtü mü desek… Masa örtülerinin bile gelenekseli - moderni olmuş farkına varmadan…
O masanın altına gizlenirdim çoğu kez. Kendimce önemli şeyler düşünürdüm. Bazen saklandığım o masanın altında Ömer Seyfettinler, Kemalettin Tuğcular okur bazen de ödevimi yapardım..
Ara sıra da ev halkının siyasi konuşmalarına kulak kesilirdim.
Tabi bunlar eskidendi.
O kadar ki…O zamanlar her evde siyah beyaz tek kanallı televizyon vardı. TRT. TRT 2’si TRT 3 falan olmadığı için TRT1 bile değildi; sadece TRT idi. İstiklal Marşıyla açılıp “Televizyonunuzu kapatmayı unutmayınız” yazısıyla sona eren yayınlarını pürdikkat izlerdik.
“Halk”ın o günlerde “nabzı” ölçülmüyordu ancak halkın televizyona ilişkin algısı vardı; “Zeki Müren’de bizi görecek mi?” tarzında…
Diyorum ya…
Bir varmış bir yokmuş diye anlatılsa masal diye dinlenesi…
Her şey ne kadar çabuk gelişti, her şey ne kadar çabuk değişti, kaşla göz arasında..
“Online Muhtıra’dan çok ama çok önceydi bütün bu anlattıklarım…
Develerin tellal olduğunu göremedik de, “yaşam tarzlarının tehlikeye girdiği” mitingleri gördük şükürler olsun…
Gerçi 28 şubatı’da tarih ve ay olmanın dışında bir önemle tanıyıp kazımıştık bellerimize. Şubat uzar bin yıl olur, diyerek binlerce yıl ötelere yaydık…
Diyorum ya çoook eskiden değil ama “muhtıra”dan önce de televizyon vardı, seçimler vardı, halk vardı, parti liderleri vardı ekranlara çıkıp konuşan…
Ancak…
Partiler; iktidar, muhalefet, meclisteki sandalye sayısına vesaireye göre seçim zamanında dakikalık konuşmalar yapardı ekranda..
“Nabzı” tutulmayan “Halk” büyük bir hevesle liderleri dinlerdi neler anlatıyorlar diye…
Gel zaman git zaman “İrenkli” kanallar çıktı; “ne giyosan aynısı çıkıyosun” Halk referanduruma gitti, siyasi yasaklar kalksın diye “evet-hayır” oyları kullandı. Kenan Evren cumhurbaşkanı oldu ülkemin başına.
Demirel altı kez gitti, yedi kez yine geldi.
Tansu Çiller unutulmayacak gaflar yaptı, iki anahtar vaadi de yaptı.
Milli hocamız Erbakan’dan duyduk “gulu gulu” danslarını…
Uzunca bir süre o dönemki “televole” programlarında siyasi liderlerin esprilerini dinledik.
Gerçi o zaman, “Şehrazat 1 YTL” “Mazot 1 YTL” esprilerini yapan Cem Uzan “Özel Kanal” sahibiydi. Parti lideri değil. Olsa ona da o zamanlar gülerdik ya…
Özel kanallı seçim dönemlerinde bu sefer gayet nitelikli tartışma programları vardı seyircileri ekrana kilitleyen… Liderler buluşması denildi mi akan sular durmasa da, halk başka program izlemezdi; zira liderler, komşuculuk oynar gibi ekran ekran dolaşmazlardı.
Öyle allı şanlı mitingler yapılır, konvoylar dizilirdi yollara hangi partinin mitingi varsa.
Partilerin ilçe ve il başkanlıkları seçim çalışmaları adına, kahveleri, evleri ziyaretlere giderlerdi, genelde parti amblemli kalem ve anahtarlık promosyonlarıyla…
Hey gidi günler diyesi geliyor insanın…
Muhtıra’dan çoook önce muhtıradan hemen sonra neler değişti neler…
“Yaşam tarzları tehlikede” olan tatilci seçmenin hatrına mıdır yoksa seçim sonrasında gerçekten neler olacağını merak eden medyanın işgüzarlığı mıdır bilinmez.
Gazetelerin köşe yazarları yollarda..
Bütün televizyon programlarının adı oldu “Seçim otobüsü”..
Radyolar her daim “kime oy vereceksin” sorularıyla canlı bağlantıda… Ulusal, yerel bütün kanallar “halkın nabzını tutuyor”.
Haberler liderlere kilitlenmiş durumda… Her akşam kanallarda liderler geçidi var. Artık seyredesi bile gelmiyor insanın.
Artık mitinglere ilgi de azaldı bu sayede.
Sabah akşam seçim programları o kadar sıktı ki, tuttukları partinin mitinglerine heyecanla katılmak istemiyor insanlar.
Ben yine masanın altında kendimce düşünüyorum da…
Ülkemin illeri sayısınca ulusal kanal, ilçeleri kadar da yerel televizyon kanalları var…
“Halkın nabzını” tutarken hazır seçimleri de bir zahmet yapıverseler..
Eurovision gibi, her şehre bağlanıp oyları televizyon muhabirlerinden alsak.
Ne güzel olurdu değil mi?


  Polemik