DERGİ Mİ, E-DERGİ Mİ?

“Dergiler, özgür düşüncenin kaleleridir.” der  Cemil Meriç.  Der demesine de; ‘olan’ın tespitine dönük bir belirleme midir bu; yoksa ‘olması gereken’i hatırlatmayı mı amaçlamaktadır.  Doğrusu ben, ikinci anlamın kastedildiğini düşünüyorum. Çünkü özgür düşüncenin kalesi olabilmiş; olmayı denemişse bile bunu başarabilmiş bir dergi hatırlamıyorum ben. Muhtemelen bu yargıya karşı çıkanlar ve dergi isimleri sayıştıranlar olacaktır. Bence kendilerini hiç yormasınlar. Türkiye tarihini az buçuk bilenler ‘özgür düşünce’yle ne kadar  uyuştuğumuzu yakından  bilirler.  

Başlangıçta birlikte hareket edip de ilerleyen zamanda düşünce ayrılılıkları dolayısıyla ayrışan yazarlar / şairler, yeni dergilerle yollarına devam etmediler mi? Bu duruma halen şahit olmuyor muyuz? Demek ki dergiler, özgür düşüncenin kaleleri değiller henüz. Ama olmalılar. Kesinlikle olmalılar. Çünkü dergiler, başlangıçtan beri genel medya algısının dışında kalmışlardır. Bunda, gazetenin günceli yakalama, düşünceleri ve duyguları magazinel boyuta indirgeyerek verme yaklaşımının katkısı yüksektir. Bir uç budur. Öteki uçta ise kitap vardır.  Kitap, zaman olgusunun dışında kaldığı için ‘yaşanan’ ın da dışındadır. Yani kitap ile gazete arasındadır dergi. Yani ‘ara yer’dedir. Ne kitaptır ne gazete. Biraz kitap biraz gazete mi? Hayır! Gazetenin tarihine bir bakın; toplum mühendislerinin vazgeçemedikleri temel araçtır o. Hitabı kitleleredir. Kitabı söylemeye bilmem gerek var mı? Dergi mi? Dergi, kitap olamamakla beraber, kitabın işlevinden de nasiplenmiş zamanla. Kitaplardan beslenmeden yaşayamayacaklarını bilenler, dergilerin de müdavimleridir. Dergi takip etmek bir tutkudur. Dergi çıkarmak da öyle. 

Dergiyi kaleye benzetmiş yazar. Hoş bir benzetme. Ama önce, aceleyle oluşturulmuş bir  mevzidir dergi. Sonra müstahkem bir kaleye dönüşebilir. Kaleye dönüşmeyip mevzi olarak da kalabilir elbette. Çoğu yazar ve şair ilkin bir mevzi edinmiş, sonra kaleye kurulup izlemiştir olup bitenleri. Kimileri de hayatları boyunca hep bir mevzideymiş gibi hareket etmiştir.  Mevzi algısından  bir türlü kurtulamayan  yazarlar ve şairler, ekip güdüsüyle hareket ettiklerinden, onların bulundukları yer epey hareketli görünür. Çokça konuşulur, çokça yazılır, çokça  tanıtım ve reklam etkinlikleri gerçekleştirilir zira. Bütün bunlar, sıra dahilinde ve ekip başının açık ya da imalı işaretiyle yapılır. Tam bir ekip dayanışmasıdır yani ortaya çıkan görüntü. Toz duman mı demeli yoksa? Hem, ekip dedim ben; çete diyenler de var buna. Evet, çete. 

Kaledekiler mi? Onlar, hayatlarından memnun, temaşaya devam ederler. Müdavimler zamanla değişir tabiî.   Kalenin en gözde kulesine kurulanlar, bir de bakarsınız komşu kaleye taşınmışlar ve yine kuledeler. Öncesinde neden o kalededir ve niçin  bir  kule tahsis edilmiştir kendisine; sonrasında başka yerde olmasının sebebi nedir, bilinmez. Gerek de yoktur zaten bu yer değişikliğinin hikmetini sual etmeye. Bilenler’in  bilmesi yeterlidir. Her şeye rağmen, dergi dergidir. İşlevi ve etkisi yadsınamaz; basılı ya da elektronik. Dergi mi,  e-dergi mi demeyin. Biri, diğeri değildir kesinlikle ve olmayacaktır kanımca. 


  Polemik