YAŞAMIN İÇİNDEN ÖYKÜLER

YAŞAMIN İÇİNDEN ÖYKÜLER
1 Aralık 2008 - 3:47

Öykü, insanı anlattığı oranda hayata tekabül eder ve yüreğe dokunur. Sözünü edeceğim eser de kısa, etkili, az sözle çok anlatımlı öykülerden oluşuyor. Kıpkısa öyküler aslında. Öykülerin temelinde İstanbul, deniz ve ölüm var. Anlatıcının balık isimlerini, gemiciliği iyi bilmesi öyküsünü daha inandırıcı, tesirli kılıyor. Öykülerin sermahvili deniz, İstanbul ve ölüm. “Hayat,...

Öykü, insanı anlattığı oranda hayata tekabül eder ve yüreğe dokunur.
Sözünü edeceğim eser de kısa, etkili, az sözle çok anlatımlı öykülerden oluşuyor. Kıpkısa öyküler aslında. Öykülerin temelinde İstanbul, deniz ve ölüm var. Anlatıcının balık isimlerini, gemiciliği iyi bilmesi öyküsünü daha inandırıcı, tesirli kılıyor.
Öykülerin sermahvili deniz, İstanbul ve ölüm.
“Hayat, yalının balkonundan lüfere olta sallamak değil. Sırçaköşkten simitçiye bakarak onu tarif edemezsiniz.” diyen Temel Karataş, hayatın içinden, sosyal temalı öyküler yazıyor.
Ufka Bakan Gemiler, üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde İstanbul ve deniz, ikinci ve üçüncü bölümde ölüm, hapis ve aile teması öne çıkıyor. Baba özlemiyle baba eleştirisini birlikte veren yazar daha çok yaşama sevincini dillendirir.
Toplumsal eleştiri öyküleri yazıyor Temel Karataş. Mesela, yatır öyküsünde türbelerden medet ummanın, ağaçlara bez bağlamanın yanlışlığını anlatıyor.
Temel’in öykülerinin tamamı toplumsal öyküler. Bireyi toplum içinde, toplumla bir anlatıyor. Karataş, yalnızlığa mahkûm edilmiş kahramanlar yaratmıyor. Kahramanlarını, hemen her gün karşılaştığımız insanlar arasından seçiyor. Kimsesiz bir ihtiyar, namus davasından adam öldürmüş yufka yürekli bir katil, duyduklarını yanlış anlayan, yorumlayan biri, atölye işçisi, büro işçisi…
Nehir Boyu Kavaklar öyküsünde kocasını ziyarete gittiğini söyleyip, kavaklıkta eğleşip eve dönen kadının kocasını görmek istemeyişinden duyduğu acıyı anlatıyor. “Akşam eve vardığımızda bu kavaklığı demek yok nenen olacak bunağa. Babam diyeceksin selam etti, ellerinizden öptü, he mi?”(sy. 17). Ağır Sanayi öyküsünde tren atölyesinde çalışan işçilerin hâlleri anlatılıyor. İşten atılma korkusu, işçilerin şakalaşmaları, bir ücrada dertleşmeleri, kısaca işçinin dünyası tasvir ediliyor.
Arızalı İstasyonlar öyküsü Refik Halit’in best-driving-school.com will host an information session and pitchfest. Memleket Hikayeleri’ni çağrıştırıyor. Memleket insanının yol ve hayat çilesi anlatılıyor. İş-Düş öyküsünde ise babasının casino online okutmadığı bir kadının okuyamayışından duyduğu üzüntü ve okuyup iş sahibi olan kadının sevinci dillendiriliyor.
Cenaze ve Ölüm Gibi Bir Şey adlı öykülerinde ölümün soğukluğu, kaçınılmazlığı ve ölüm karşısında duyulan derin, bilinmez saygı anlatılıyor.
Temel’in öykülerinde zaman daha çok modern zamandır. Yer yer, modern zamanda yaşadığı halde zamanın dışında kalmış tipleri  olsa da genel olarak yaşadığımız günün insanını anlatıyor.
Dayı karakteri ile baba karakteri ön plana çıkıyor. Dayı, çocuğun ideal tipidir. Çocuğun olmak istediği adam dayıdır. Baba, ilgisiz, dede ise geri kalmış hırçın bir tip olarak çizilmiş. Baba ile dede uzak kalmış, sevgisini gösterememiş tiplerdir. “Bu insanlar zaten var. Çalışıyor, geziyorlar. Âşık oluyor, kıskanıyor, madik atıyorlar… Yani yaşıyorlar.” diyor yazar bir söyleşisinde.
Temel’in dili akıcı, duru. Kısa cümleler öykülerin okunuşunu kolaylaştırıyor.
Yerel sözcükler, deyişler, atasözleri, deyimler öykülere ustaca yerleştirilmiş.  Öykülerde sahih bir dil var. Hem konuşma dili, hem de edebiyat dili. Refik Halit Karay’ın yaptığı gibi konuşma diliyle edebi dil ustaca yedirilmiş, iğretilikler yalıtılmış, okunurluğu veya dinlenirliği tat verici öyküler. Halk hikayelerinden yararlandığını düşündüğüm Temel Karataş’ın öyküleri klasik hikaye geleneğinden izler taşıyor. Hikayelerin anlatılabilir, yüksek sesle okunabilir özellik taşıması, halk deyişlerini yerli yerinde kullanması bunun bir göstergesidir.
Ben anlatıcıyı tercih ediyor yazar. Ben ObamaCare allows us all to purchase our own private affordable-health.info in a regulated market place. anlatıcı, öykülerin inandırıcılığını artırıyor. Ben anlatıcı ile dili daha kıvrak, daha rahat kullanıyor.
Öyküler teknik bakımdan sağlam kurgulanmış. İlk cümle ile son cümle birbirlerini tamamlar durumda. Temel’in öykülerinde benim öykülere benzer bir bitiş var. Olay bir yerde bitiyor ve öykünün geri kalanını okuyucunun tamamlaması bekleniyor.  Ben birazını anlattım, siz gerisini anlayın der gibi bir tavrı var yazarın.
Öyküde siyasi ve toplumsal eleştiri ne kadar olmalı, olmalı mı tartışması süregitsin; ben Temel’in öykülerinde bu eleştirilerin yerli yerince yapıldığını düşünüyorum. Şehir İçi Yolcuları öyküsünde “Kocaman bir kadın portresi vardı. Beyaz başörtüsü kimi kısımlarda işlemeliydi. Gelenler bunlar mıydı? Sahi geliyorlardı. Sorma, dedi öteki; memleketi sardılar, en başı da tuttular. Sorma.” (Ufka Bakan Gemiler, sy. 73) Cumhurbaşkanlığı’na Gül’ün gelişinden, siyasal iktidarı Erdoğan’ın alışından duyulan rahatsızlığı dile getiriyor. Yazar, kendi tavır koymaz, kahramanlarına yaptırır kendi eylemlerini. Temel de siyasi eleştirisini yolculara söyletiyor. Aynı öyküde birkaç kızın ha bire güldükleri anlatılıyor. Çantası düşse gülüyor, deniz dalgalansa gülüyor, biri koluna değse yine gülüyor. Genç kızların bu yılışık tavrını, onları bu hale getirenleri eleştiriyor. Memleketin gidişini beğenmeyen adamların konuşmasını veriyor aynı öyküde. Beğenmeyen adamların ne yazık ki bir önerileri de yoktur. Yazar, gidişatı beğenmeyenlerin önerisizliğini de eleştiriyor.
Hayatın içinden, halkla barışık öyküler yazıyor Temel Karataş. Memleket insanını iyi tanıdığını anlatılarından okuyabiliyoruz.
2004 Yaşar Nabi Nayır Gençlik ödülünü alan Yol Ağrısı’ndan sonra Ufka Bakan Gemiler öyküsüyle ikinci durağına gelen yazar, iyi öykülerin habercisi olmayı sürdürüyor.

Ufka Bakan Gemiler
Babil Yayınları
Temel Karataş 

Anahtar Kelimeler: , , , , , ,