AFET ABLA RÜYALARINDAKİ EŞSİZ BAHÇELERE SEFERE ÇIKTI…

AFET ABLA RÜYALARINDAKİ EŞSİZ BAHÇELERE SEFERE ÇIKTI…
18 Ocak 2015 - 5:12

Gözlerine sırlı dünyaların, ötelerin ışığını yüklemiş bir güzel insanın kapısını çalıyoruz. Yıl 1993 soğuk muydu, sıcak mıydı, bahar mıydı kış mıydı hatırlayamıyorum. Ama bir yazar adayı olarak, Bahçelievler Belediyesi’ndeki çalışma arkadaşlarım, Hasibe Turan, Rabia Ünlü, Kadriye Koca ve Nimet Usta ile Başkanımız Muzaffer Doğan’ın ricası ile, bir zamanlar mesai arkadaşı...

Gözlerine sırlı dünyaların, ötelerin ışığını yüklemiş bir güzel insanın kapısını çalıyoruz. Yıl 1993 soğuk muydu, sıcak mıydı, bahar mıydı kış mıydı hatırlayamıyorum. Ama bir yazar adayı olarak, Bahçelievler Belediyesi’ndeki çalışma arkadaşlarım, Hasibe Turan, Rabia Ünlü, Kadriye Koca ve Nimet Usta ile Başkanımız Muzaffer Doğan’ın ricası ile, bir zamanlar mesai arkadaşı olan yazar Afet Ilgaz’ın kapısındayız. Ben Afet ablanın gözlerindeki baharı görüyorum o an. Benzersiz bir samimiyetle bakan gözlerinde, bir ışıma, derin tefekkür saatlerini içmiş solgun bir gölge bakışları. Heyecanlıyız, o bizden daha heyecanlı. Kocamustafa Paşa’daki mütevazı evine konuk oluyoruz. Onun abartısız, doğal sıcacık ortamı sarıp kuşatıyor bizleri. Muhterem anneleri ile tanışıyoruz. Afet abla anlatıyor. Salonunun tüm duvarını kaplayan fotoğrafların anılarıyla şenleniyor yüzü. Yüzünde eski zamanların soylu tebessümü, yüzünde yalnızlık yüklenmiş bir İstanbul masalı; sabır sevinç hepsi birbirine karışmış. Küçük yazar odasını görüyorum. Yılların yıpranmışlığıyla, emeği ve özverisi ile kuşanmış her bir eşya. Yazmak ne denli zor. Ya yaşamak. İkisine talip olmak ise daha bir zor. Afet Abla hem yazmış hem yaşamış. Öğretmenlik yapmış, “ hem yazdım, hem çalıştım hem de çocuklarımı büyüttüm, hep tek başımaydım” diyor. Yazan birisi olarak ne ağır bir yüke talip olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum ve bir hüzünlü kahraman oluyor Afet Abla yüreğimin kuytularında. O gün bize çay ve kendi eliyle yaptığı oldukça lezzetli kurabiyeler ikram etmişti. “ Ben orucum kızlar, son yıllarda üç ayları tutuyorum” dediğinde gözlerindeki o anlayamadığım ötelere ait ışımayı da çözmüş oldum. “ Dinleyin, size verilecektir; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır” diyor İncil. O an anlamıştım, çileli günlerinin sonunda, yoklukların mücadele yüklü bir ömrün son baharında Rabbim kapılar açmış, yüreğine inşirahlar sermiş…

Şimdi bu bilgisayarın başında yüreklerimizi ezen, bizleri ölümle tekrar tekrar içimize, içimizdeki yoksunluklara çağıran ölüm haberiyle sarsılıyorum. Defalarca arayıp ulaşamadığım sevgili Afet Abla’nın neden bir gün o aşina olduğum evinin kapısını çalmadım, ah neden çalmadım. Hep bizim yoğunluklarımız, koşuşturmalarımız, dünyanın bitip tükenmez telaşları. Kendime ne kadar kızsam azdır. Sonsuzluğa yolculadık sevgili Afet Ablayı. O çok sevdiği Sümbül Efendi’de güvercinlerin kanat çırpınışları eşliğinde sevdiklerinin omuzlarında, yazdan kalma güneşli bir kış günü ahrete, yegâne sevdiğine gidiyor.

27430062Evine ikinci kez gidiyoruz. Bu sefer bizi yemeğe davet etmişti. Hiç unutmam ilk onun evinde yemiştim Çerkez tavuğunu. Öylesine güzel öylesine lezzetli tatlarla donatmıştı soframızı. Maharetliydi Afet Abla, tam bir İstanbul hanımefendisiydi. Heyecanlıyız, o da bizim kadar heyecanlı. Yüreğine coşkusu, yüzünü aydınlatıyor, gözlerinde bitimsiz bir bahar konaklıyor. Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezinde Afet Abla’ya bir program tertip ediyoruz. Kusursuz, anlamlı bir program olsun diye hepimiz büyük bir çaba içerisindeyiz. O akşam salon tıklım tıklım dolmuştu. Afet Abla programa tesettürlü bir şekilde geldi. Bu durum beni doğrusu şaşırtmamıştı. Zaten onun ruh ülkesi çoktan kuşanmıştı takva libaslarına. Öylesine güzel yakışmıştı yeşil ipek şalı güleç yüzüne, bahar yüklü gözlerine. Bir gün bir söyleşisinde bahsediyor: “ Bahçelievler Belediyesi’nde benim için program tertip ettiler. Çok anlamlıydı. İçimden benim için böylesine koşturan emek harcayan bu güzel insanların karşısına örtülü çıkmam daha doğru olacak diye düşünerek ilk defa örtülü çıktım insanların arasına “ diye bahsettiğini okumuştum.

Afet Abla sonraları yazı ve düşünce hayatında önemli eserler verdi. Onu besleyen manevi iklimlerin gölgesinde, yaşadığı tüm sıkıntılara rağmen yılmadan ustalığının en önemli eserleriyle okuru muhatap kıldı. Yeni Şafak, Milli Gazete en son Yeniçağ Gazetesinde yazdı. Kendince dobra dobra hep doğruyu haykıran ama o denli de kırılgan bir kalemi vardı. Yazmayı, sorgulamayı, düşünmeyi hiç bırakmadığını anlıyoruz yazılarını okudukça. Rahmetli anneciğimle aynı yaşta olan sevgili Afet ablanın yaşıtları bırakın yazı yazıp düşünmeyi sızlanmalar ve hastalığın verdiği acizlikle başetmeye çalışıyorlar. Sizleri her şeyi ama her şeyi anlatan, ahrete yolcu olurken nasıl da ilham ve aşkla sarmalanmış olduğunu gösteren son yazısıyla başbaşa bırakıyorum. Bu yazıyı okuduktan sonra daha fazla yazamayacağım… Rabbim Rahmet eylesin… Rabbim onu anlatmaya çalışacağı cennet bahçelerini nasip eylesin…

zafet“ Rüyayla Karışık

Aslında bugün benim yazmak istediğim en güzel günlerden biriydi. Yani işte böyle bir günde yazmaya devam etmek isterim hep.

Görseniz o kadar güzel ki buralar. Sesiyle bile güzel. Zannetmeyin ki dünya harikası doğa güzeli bir yerde yaşıyorum. Hayır. İşte öyle arada bir gözüme çarpan yeşillikler oluyor.

Gerçekten dünden beri pat pat çırpınan, neler olduğunu bilmiyorum ama o şeylerin bir yerlere vurmasından, ses çıkarmasından çok hoşlanıyorum.
Bildiğiniz gibi değil burası, şimdi bir masal ülkesi haline geldi. Yattığım yerden gördüğüm, Melek’e de haber verdiğim gökten süzülen Arap harfleri bunu gösteriyor. Bak Melek, Arap harfleri iniyor gökten dedim. Pek yüz vermedi. Bu arada küçük oğlum hastaneye kaldırılmış. Ben buralarda hastanelik oynarken. Fakat bir oraya bir buraya koştuk. Sonuçta çocuğu Allah’a emanet edip eve geldik.

*
Nasıl bir yer oldu burası böyle. Eskiden böyle değildi. Koşullar aynıydı ama böyle şenlikli değildi. Bir yanda uçak sesleri, bir yanda pat patlar. Bir yanda da şimdi bir şeyler yazacağım ama sakin gülmeyin, teneke şapkalılar dediğim birileri. Bunları arkadan görüyorum. Hani, Nazi subaylarının belden kesme pardösüleri vardır ya öyle bir şeyler giymişler dizden aşağı boyutta. Bir yanda hafif hafif dalgalandıkça, onlar da dalgalanıyor. Ama iki namaz bir araya gelse de bu ritim ve bu manzara bozulmuyor. Arkadan görünen şapkaları, beyaz bir çember gibi onların çemberlerini kuşatıyor. Ama dediğim gibi işte, benim rüyayla karışık anlatmaya çalıştığım hâl bu.

Sonra bir bakıyorum gökten inen yazılar da yeni çıkan yazılar da silinmiş gitmiş. Ortada hiç de fena olmayan salt gerçekler kalmış. Bahçelerimi, güzelim tabiatı anlatmaya devam edeceğim müsaade ederseniz. Rüyayla karışık olacak…

Afet Ilgaz Yeniçağ / 9 Ocak 2015

(18.01.2015)