BİR CEMAATİN DEVLETLEŞMESİ VE ÇÖKÜŞÜ ‘CEMAATİN İFLASI’

BİR CEMAATİN DEVLETLEŞMESİ VE ÇÖKÜŞÜ ‘CEMAATİN İFLASI’
25 Nisan 2015 - 11:30

Hanefi Avcı, Emniyet teşkilatında İstihbarat Daire Başkan Yardımcılığı, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire başkanlığının yanısıra emniyet il müdürlükleri görevinde bulunmuş, emniyette olup bitenleri yakından bilen bir isim. Önceleri cemaate yakın pozisyonda duran Avcı, cemaatin tehlikeli bir yapılanma içerisine girdiğini anladığında bu yapıdan uzaklaşmaya başladı. Zamanla cemaatle çatışan bir isim...

Hanefi Avcı, Emniyet teşkilatında İstihbarat Daire Başkan Yardımcılığı, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire başkanlığının yanısıra emniyet il müdürlükleri görevinde bulunmuş, emniyette olup bitenleri yakından bilen bir isim.

Önceleri cemaate yakın pozisyonda duran Avcı, cemaatin tehlikeli bir yapılanma içerisine girdiğini anladığında bu yapıdan uzaklaşmaya başladı. Zamanla cemaatle çatışan bir isim haline geldi.

Ağustos 2010 tarihinde bu yapılanmaya dikkat çekmek üzere cemaatle ilgili “Haliç’te Yaşayan Simonlar, Dün Devlet Bugün Cemaat” adlı olay yaratan bir kitap yayınladı. Bu kitabında Gülen Cemaati’nin emniyeti ele geçirdiğini, usulsüz telefon dinlemeleri, video kayıtları yaptığını ve bunlarla hedefledikleri kişileri etkisizleştirdiklerini, cezalandırdıklarını öne sürdü. Kitabında; “Bunların (cemaat) hayatımın bundan sonrasını zindan edeceğini biliyorum, geçmişte birçok örgütün hedefi oldum. Ama bu defakinin başka bir şey olduğunun da farkındayım.

Kimseye karışmadan sakin üç maymunu oynayıp belki de yükselerek hayatıma devam edebilirdim. …Ama o zaman insanlığımdan, inançlarımdan, onurumdan utanırım, herkesi kandırsam kendimi kandıramam. Ben bu kitapla birlikte açıkça ifade ediyorum ki, tüm bu işleri cemaat yapıyor, bunu artık herkes bilsin.” diyen Avcı, bu kitabının yayınlanmasının ardından 28 Eylül 2010 tarihinde Devrimci karargah örgütüne yardım suçlamasıyla tutuklanarak Silivri cezaevine kondu. 3 yıl 9 ay tutuklu kaldı. Dört ayrı terör örgütüne üye olmakla suçlandı. İstanbul 14. Özel Yetkili ACM’de Devrimci Karargâh davasında 15 yıl 4 ay ceza aldı. Yargıtay incelemesinde bu cezası 10 yıl olarak onandı. Yargılanmakta olduğu Odatv davası İstanbul 18. ACM’de devam ediyor.

Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali tespit etmesi neticesinde 20 Haziran 2014’te tahliye olan Avcı, tahliyesinin ardından, Haliç’te yaşayan Simonlar adlı kitabının yayın tarihinden beş yıl sonra cemaatle ilgili ikinci kitabı olan “Cemaat’in İflası, Hoca’nın Ayağının Kaydığı Yer” isimli kitabında, Paralel Yapı’nın açığa çıkışını ve cemaatin çöküşünü anlattı.

Avcı, “ÖYM’lerde Cemaat’in kurduğu komplo davalarında haksız olarak yargılanan, tutuklanan, ceza alan, mağdur olan, acı çeken, hayatını kaybedenlere ve onların yakınlarına…”

a53931d2-37c6-4ff8-9d92-eeca5f3596d3-1diyerek başladığı kitabının yazılma gerekçesini de;

“Cemaat, 7 Şubat 2012’de MİT’i ele geçirmeye yönelik operasyonu,

17-25 Aralık’ta hükümeti devirmeye yönelik arka arkaya

yapılan yolsuzluk operasyonlarını,

Selam Tevhid-İran Casusluk operasyonlarını hazırlamış ve

hepsinde toplumu şoke etmiş ise,

Cemaat’in bu kadar büyük planları yapacağı tahmin edilememiş ise,

Bunların hiçbirinden ne hükümetin, ne MİT’in, ne de başka bir birimin haberi olamamış ise,

Şu anda da eskiden olduğu gibi bizi şoke edecek plan ve programları organize edip etmediğini bilemiyorsak, tahmin edemiyorsak ve hatta tahmin etmemiz mümkün değil ise,

Cemaat’in iç işleyişi, hedefleri, faaliyet tarzları hakkında sahip olduğumuz bilgilerin en yenisi birkaç yıl öncesine ait ise,

Cemaat’in ne olduğunu göstermeye; bize, ülkemize, insanımıza hatta kendine zarar vermeden, onu kendi mecrasına nasıl çekmemiz gerektiğine dair bu çalışmanın küçük bir katkı sunacağına inanarak;

İlk kitaptan sonra bana yöneltilen “Halkı etkilemek amacıyla kitap yazdı” suçlamasına karşı yine “halkı etkilemek amacıyla” bu kitabı yazdım.” ifadeleriyle dile getirdi.

“Yazdıklarım ne abartıdır, ne de mağdur olmuş bir insanın psikolojik yapısı nedeniyle konuyu fazla önemli göstermesidir. Hatta yazdıklarımın insanları demoralize etmemesi için gerçeğin en hafif hali ile ifadesidir.” diyen Avcı’nın ‘gerçeğin en hafifi’ diyerek değindiği olaylar dudak uçuklatan cinsten.

CEMAAT HER YERDE, HER TÜR KUMPASIN, ENTRİKANIN İÇERİSİNDE

Cemaat’in her tarafa sızarak, Emniyet’i, yargıyı, tüm kamu kurumlarını, toplumdaki köşe başlarını nasıl ele geçirmeye çalıştığını mahkeme kararlarına, belgelere ve tanıklıklara dayanarak anlatan Avcı, Cemaatin ilk olarak işe iktidarı ele geçirmekle başladıklarını bunun için iktidara yönelen tepkileri abartarak ve bu doğrultuda kimi sahte deliller üreterek iktidarı kendilerini koruduklarına inandırdıklarını, böylece iktidarın desteğini aldıklarını belirtmekte; “Cemaat kapalı kapılar ardında, bir kısmı gerçeğe yakın, bir kısmı kendi ürettiği sahte belgeleri hükümete anlatmak suretiyle hükümeti teslim almıştı. Hükümet bu belgelere gerçekten inanıyordu ki o günkü şartlarda kim olsa inanırdı. Çünkü dış dünyada olup biten meseleler de bunu doğruluyordu. Başbakan’ın evinin yakınındaki bir cami minaresinin hilaline uçak çarpması gibi, birçok askeri yetkilinin sadece AKP’lilere selam vermemek veya başörtülü olduğu için devlet yetkililerinin hanımlarıyla karşılaşmamak için yaptığı hareketler, basına yapılan konuşmalar, bazı tavır ve davranışlar bunları destekliyordu.

Bunların dışında sağda solda birçok kişinin “şu tip eylem yapılacak, şu zaman hükümete müdahale edilecek” türünden konuşmaları vardı. Cemaat’in yaptığı birçok telefon dinlemesinde bazı kişilerin ölçüsüz ve abartılı konuşmaları da bizzat ses kaydı olarak getirilip hükümete dinletilmek suretiyle, ne kadar büyük bir tehlikenin içerisinde bulunulduğu ve ne kadar büyük bir olayla karşı karşıya olunduğu imajı veriliyordu.

Tabii aynı zamanda Cemaat, “Bütün bu konularda biz bilgi sahibiyiz, bu bilgileri biz getiriyoruz” diyerek kendisini hükümete mutlak destek veren, hükümetin mutlaka ihtiyacı olan bir grup olarak gösterdi. O günkü şartlarda düşünüldüğü zaman hükümet, Cemaat’in her dediğini kabul etmek, her şekilde Cemaat’i desteklemek ve onların yapacağı her eyleme katkı sunmak mecburiyetinde olduğunu hissediyordu.”

Böylece Cemaat İktidar üzerinden bürokrasi üzerinde kolayca hakimiyet kurdu.:

“Cemaat, Emniyet Genel Müdürlüğü başta olmak üzere,

tüm illerde kendisine engel olacakları bertaraf etmek ve hedefine koyduğu makamları boşaltmak için Emniyet’teki elemanları ile yargıdaki ve diğer kurumlardaki elemanlarının koordineli çalışmasıyla karalama, ihbar, komplo yöntemlerini kullanarak herkesi görevden aldırıp, bu makamları işgal etti.”

Cemaatin sistemi kontrol altına alması için kendine ait bir medya yapısı oluşturduğuna dikkat çeken Avcı, cemaatin hedefleri için çalışan bu kişilerin gerçek basın mensupları olmayıp, cemaat tarafından türetildiklerini ve her şekilde kullanıldıklarına dikkat çekmekte;

“Bugün artık çok daha net olarak görülmektedir ki bu insanlar fiilen bir basın görevi yapıyorlarsa da, yaptıkları işin mahiyeti asla gazetecilik değil, tamamen Cemaat politikaları doğrultusunda yapılacak birtakım işleri teşhir etmek, belli kişileri hedef göstermek ve bu kişiler aleyhindeki haberleri çarpıtarak yazmak, yayınlatmaktı.

En önemlisi de bu basın mensuplarının gayri hukuki yollardan, gizli yöntemlerle, Cemaat’in kamudaki görevlileri tarafından elde edilmiş, toplanmış bilgi ve belgelerin hukuki bir hale getirilmesi yani yargının kullanacağı hukuki belge haline dönüştürülmesinde anahtar olarak kullanılmasıdır.”

Cemaatin en çok önem verdiği konulardan biri de telefon dinlemeleriydi.

“Hedef seçtikleri kişileri bertaraf etmek için önce istihbari telefonları dinlediler ve buradan elde ettikleri bilgileri kişilere karşı kullanırken kimi zaman da özel hayat hakkında bilgi toplayıp bu bilgileri ve kişilerin sırlarını birbirlerine karşı kullandılar. Böyle çok ilginç örnekler var. İnsanların geçmişteki özel bilgilerini alıp kullanarak aralarında sorunlar çıkmasına neden oldular. Ayrıca özel hayatla ilgili elde ettikleri bilgileri internette yayarak şantaj veya tehdit amacıyla kullandılar. Birçok insanın konuşmasını internette yayınlayarak haysiyetleriyle oynadılar. Birçok makamı itaat ettirdiler, istedikleri işi yaptırdılar. Elde ettikleri bilgileri özellikle yargı mensupları aleyhine kullandılar. Onlara, çektikleri gizli fotoğraflara ve kayıtlara dayanarak birçok şey yaptırdılar.

İkinci yöntem, telefonlardan elde ettikleri bilgileri kullanarak ihbarlarda bulundular. Sonra çoğu kendi taraftarları olan müfettişlere, ihbar edilen konuları teyit ettirip doğru bilgi gibi kişiler hakkında disiplin işlemleri yaptırarak, ceza verdirdiler. Kamuda birçok kişi tayin edilirken, birçoğunun da terfisine engel olundu.”

Kitabın bir bölümü de merhum Özal ve Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümleriyle ilgili değerlendirmeleri içeriyor; “Cemaat Özal’ın zehirlendiğini, öldürülmüş olduğu iddialarını sürekli dillendirerek birtakım hedefler amaçlıyordu. En sonunda tamamen saçma olduğu herkesçe görülen bir kişinin beyanlarına dayanarak Özal’ın eşini ve oğlunu olayın faili yaptılar” ifadelerinin yer aldığı kitapta Avcı, Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter kazası ile hayatını kaybetmesi olayını da cemaatin kullandığını belirtiyor. Cemaatin kazadan suikast çıkarmak için birtakım kurumları suçlamak ve insanları tutuklamak için olağanüstü gayret sarf ettiğini dile getiren Hanefi Avcı, “Hatta kaza yerine gelip inceleme yapan insanlar Malatya ÖYM’leri tarafından tutuklandı” diyor.

Yargıda ve ÖYM’lerde cemaatin etkin bir güç oluşturduğunu ve Ergenekon, Balyoz, Askeri casusluk, Arınç’a suikast, kozmik odanın aranması vb. davaları nasıl kumpasa çevirdiklerini örnekleriyle anlatarak, bu konularda ortaya çıkan yeni gelişmeleri de kitabına taşımış.

Avcı, cemaatin siyaseti dizayn etme adına sadece Baykal’a ve MHP’ye komplo kurmadığını daha bir çok kişinin kasetlerinin ellerinde olduğunu öne sürmekte.

“Baykal değil ya da bir veya iki kişinin değil çok sayıda CHP’linin kaseti olduğu artık sır değil. Yine bir müddet sonra 10 MHP’li yöneticinin özel hayatlarına girilerek filmlerinin çekildiği, bilgilerinin toplandığı ve önce tehdit edilip sonra yayınlandığı; bunlardan bir kısmının istifa ettiği düşünüldüğünde, bunu yapanların da Cemaat olduğu bugün hiç tereddüde yer bırakmıyor.

Bu olay ve sonrasında yaşananlara bakıldığında sadece 10 MHP’li değil, 10’dan çok daha fazla MHP’linin kaseti olduğu kanaatindeyim. Ya bir kısmı kullanmaya elverişli değildir ya da bir kısmının görüntüleri bu işe uygun değildir. Bir kısmına belki şantaj yapmışlar ve tehdit etmişlerdir, belki bir kısmı hâlâ kullanılmamıştır ama ben Cemaat’in elinde çok sayıda insanın aleyhinde kullanılabilecek kaset olduğu kanaatindeyim.

Yalnız CHP ve MHP’lilerin değil, diğer parti ve siyasi gruplar ile iktidar milletvekillerinin de bu şekilde, özel hayatlarıyla ilgili kasetlerinin Cemaat’te olduğu kanaatindeyim ki iktidar milletvekillerini çekmek Cemaat’e göre daha kolaydır. Çünkü büyük bir kısmının yakınlarında Cemaat mensupları hep vardı. Birçok bakanın, birçok bürokratın, özel kalemin yanındaki görevlilerin büyük bir kısmı Cemaat mensuplarıydı. Onlar üzerinden aldıkları, ellerinde çok fazla miktarda bilgi olduğu kanaatindeyim.”

Cemaatin çözüm sürecini engellemek ve Oslo görüşmelerinden MİT ve Hakan Fidan’a ulaşmayı hedeflediğini belirten Avcı, Oslo görüşmelerini bu nedenle cemaatin sızdırdığını ifade etmekte; “Cemaat bunları, muhtemelen MİT arşivinden elemanları vasıtasıyla temin etmiş, klasik, eskiden beri uyguladığı yöntemle adı sanı duyulmamış internet siteleri üzerinden kaynak göstererek yaygınlaşmasını sağlamıştı.”

MİT TIRLARININ DURDURULMASI

Avcı bu işin hükümeti uluslararası siyasi arenada teröre yardımcı olduklarını ispat etme adına yapılmış bir tertip olduğuna dikkat çekmekte.

“Tabii ki MİT TIR’larının Adana ve Hatay bölgesinde savcılarca durdurularak aramaya kalkışılmasında ‘hukuk, ihbar olduğu için arama yapıldı’ vs. bahanelerine de inanmıyorum. Bunların hepsi tamamen uydurmadır. Bu işlemin Cemaat merkezince alınan karar ve Cemaat’in hükümeti uluslararası alanda sıkıştırmak, zorda bırakmak, terörist gruplara silah yardımında bulunuyor gibi göstermek için yaptığı bir operasyon olduğuna dair tereddüdüm yok. Çünkü Cemaat’in bir ilkesi yok, hükümetle arası iyiyken o TIR’ları taşımaya yardım eder, gün gelir rakibine zarar vermek için o TIR’lara saldırır.

Son yapılan soruşturmada yaşanan gelişmelere göre bu olayda görev alan MİT mensuplarının Jandarma tarafından 4 aydır telefonlarının dinlendiği, burada elde edilen bilgilerin ihbara dönüştürüldüğü ve bu olayın Cemaat tarafından bir süredir takip edilerek organize edildiği anlaşılmıştır.”

YOLSUZLUK OPERASYONU MU!

17 -25 Aralık operasyonlarının ön hazırlıklarını safha safha anlatan Avcı bu operasyonların ülkeyi nasıl bir felakete sürüklemeyi amaçladığını da gözler önüne seriyor.

“17 ve 25 Aralık’ta arka arkaya yolsuzluk operasyonları yapılacak, bunlarla ayakta kalması imkânsız hale gelen hükümet düşecek, ardından da “Selam Tevhid operasyonu” denen soruşturma ile İran’a casusluk yapmak iddiasıyla yolsuzluğa bulaştırılamayan yüzlerce kişi tutuklanacaktı.

Cemaat yolsuzluk operasyonlarını hükümeti yıkmak ve yıkılırsa geriye kalan hükümet yanlısı, onların devamı sayılan bürokratların tamamını bertaraf etmek üzere hazırlamıştı. Eğer hükümet yıkılmazsa sallanan hükümete son darbeyi Selam Tevhid operasyonu ve İran’a casusluk suçlamasıyla, yüzlerce kişinin tutuklanacağı bir davayla vuracaktı.”

Ordu dahil her yerleşen ve operasyon yapma gücü olan cemaatin paralel devlete dönüşmesini birçok gizli kalmış bilgi ve belgeyle kitabında ortaya koyan Avcı, F.Gülen’le ilgili ilginç bir ayrıntıya da yer veriyor. Gülen’in adeta kutsallaştırıldığını öne süren Avcı, Gülen’in içtiği bardakta kalan çöpün dahi dökülmediğini, cemaat mensuplarının bardak dibinde kalan suyu içmeye çalıştıklarını söylüyor. “Hoca’nın çayından artan, bardağın altındaki çay parçası asla dökülmez. O çayı da herkes gıdım gıdım almak suretiyle bir menfaat sağlamak ister. Hocanın kullandığı hiçbir eşya boşa atılamaz, çöpe atılamaz. Hoca’nın dışarı bıraktığı gömleği, Hoca’nın bir tek kazağı, Hoca’nın bir tişörtü, Hoca’nın bir ceketi, cemaat için o kadar kutsal ve değerlidir ki onu getirip en değer verilen, en önemseyen bir kimseye hediye olarak verilecek kadar değerli bir hediye halindedir. Hoca cemaat içerisinde bu denli kutsaldır. Yaptığı her hareketin bir manası olduğu kabul edilir.”

Avcı’nın “Cemaatin İflası” adlı kitabı, aynı zamanda cemaat yapısını, kimlerden güç aldıklarını, ittifak içinde olduğu çevreleri, güçlerinin ve örgütlenmelerinin nerelere kadar uzandıklarını, amaçlarını, yaptıkları komplolarının boyutunu kısaca devleti nasıl sardıklarını anlamak isteyenler için oldukça önemli bir kitap.

 

Hanefi Avcı

Cemaat’in İflası

Hoca’nın Ayağının Kaydığı Yer

Tekin Yayınevi