İSLAM DÜNYASINDA AKLIN ÖNEMİ ÇERÇEVESİNDE ‘İBN RÜŞD’TE NEDENSELLİK’

İSLAM DÜNYASINDA AKLIN ÖNEMİ ÇERÇEVESİNDE ‘İBN RÜŞD’TE NEDENSELLİK’
2 Mayıs 2013 - 3:53

İslam düşünürleri asırlar boyunca evrenin varoluşuyla ilgili çeşitli görüşler ileri sürmüşler, Allah’ın kainatı yaratış süreciyle, onun işleyiş ve düzeniyle ilgili farklı görüşlerde bulunmuşlardır. O nedenle; varlıklarda “neden-sonuç” ilişkisini irdeleyerek evrende bulunan varlıkların varoluşları ve onların birbirleriyle ilintilerini tartışıp durdular. Bu tartışma filozofların tartıştığı düzeyde olmasa da hala canlılığını koruyor. Felsefi...

İslam düşünürleri asırlar boyunca evrenin varoluşuyla ilgili çeşitli görüşler ileri sürmüşler, Allah’ın kainatı yaratış süreciyle, onun işleyiş ve düzeniyle ilgili farklı görüşlerde bulunmuşlardır. O nedenle; varlıklarda “neden-sonuç” ilişkisini irdeleyerek evrende bulunan varlıkların varoluşları ve onların birbirleriyle ilintilerini tartışıp durdular. Bu tartışma filozofların tartıştığı düzeyde olmasa da hala canlılığını koruyor.

Felsefi tartışmaların ana merkezi eski Yunan olsa da; buradan yükselen tartışmalar İslam düşünürlerini de etkilemiş, birçok İslam düşünürü İslamı evrensel anlamda savunmak için  filozofların bu konulardaki görüşlerini ele alarak tahlil etmişlerdir. Bu tartışmalar sürecinde İslam düşünürlerinin görüşleri yalnızca filozofların düşünceleriyle değil, zaman zaman diğer İslam düşünürleriyle de (özdeşliğin yanı sıra) çatışmaya da yol açmıştır.

İslam dünyası evrenin varoluşunu, insanın evren içerisindeki yerini, insan-Tanrı ilintisini irdelerken sürekli, aklın gerçeğe (hakikat) ulaşmada rolünün ne olduğunu da tartıştı. Modern bilimin din-bilim tartışmalarının ilk çıkış noktası bu tartışmalara kadar taşınabilir. Vahyin hangi yaklaşımla daha sarih anlaşılabileceği, akıl-duygu ilintisinin nasıl olması gerektiği, bireyi gerçekliğe götüren ana şeyin ne olduğu bugün olduğu gibi dün de en çok tartışılan konular arasındaydı.

İşte bu soruların dönüp durduğu yer  “nedensellik” konusu.

“Nedensellik” konusu “varoluş” konusunu ele alan felsefecilerin ana konularından biri olarak bilimin de merkezine oturmuş bir konudur. Her şeyin bir nedene bağlı olarak var olduğuna dayanan düşünce ekolleri bilimin ışığında sistematik gelişimlerin de öncüsü olmuşlardır. “Bilginin tamlığı nedenlerin bilgisidir” diyen İbn Rüşd, çağının İslam düşünürlerinin tepkisini çekmiş, varoluşu nedenlere bağlamayan İslam düşünürleri onu tekfirle suçlamıştı. Aristo sistematiğini daha da geliştirerek bugünkü modern bilime önemli katkılar sunan İbn Rüşd’ün “Nedensellik” bağlamında  düşünceye yaklaşımını irdeleyen Mehmet Fatih Birgül’ün kitabı önemli konulara parmak basıyor.

İslam düşünce tarihine damgasını vuran isimlerden biri olan İbn Rüşd, felsefe konusunda kuşkusuz önemli bir yere sahip. Hukukçu bir ailenin çocuğu olan İbn Rüşd, (1125-1198) babası ve büyük babası kadı olduğu gibi kendisi de kadıydı.

İslamın felsefe alanında etkili olmasını sağlayan ve düşünceleriyle uzun süre Batı’yı etkileyen bir isim olarak bilinen İbn Rüşd, farklı görüşleri nedeniyle yalnızca diğer bazı İslam felsefecilerince aforoz edilmekle kalmamış, Batı’da da dini çevreler uzun yıllar görüşlerine ihtiyatla yaklaşmışlardır. İbn-i Rüşd’ün görüşlerini tehlikeli bulan katolik kilisesi, onun görüşlerini kiliseden uzak tutmuş, 1240’dan 1513’e kadar okunmasını yasaklanmıştır.

Mehmet Fatih Birgül, İbn Rüşd’ü kitap konusu için neden seçtiğini,  İbn Rüşd’ün felsefi kişiliği ve İslam tarihindeki önemine dayandırarak; ”O, bilgi ve bilim hakkında Aristoteles şarihi olmaktan ötelere gitmiş, orijinal bir filozoftur. Bu bakımdan kanaatimize göre İbn Rüşd, nedenselliğin, bilim bağlamında araştırılması için ideal bir düşünür sayılmalıdır” sözleriyle açıklamakta.

Kitabına önce “nedensellik”le ilgili genel konulara yer vererek başlayan ve buradan ana konuya yaklaşan Birgül, ilerleyen bölümlerde konuyu unsurlara ayırmakta, bu çerçevede çeşitli değerlendirmelere yer vermekte ve çıkardığı özetleri de ana konu etrafında toplamakta. Sonuçta ise bizatihi İbn Rüşd’ün görüşlerine yer vererek, ortaya bütünsel bir görüş çıkarmakta.

İslam düşünce tarihinde önemli bir yeri olan ve birçok alanda Batı düşünürlerinin yapıtlarında başvurduğu isim olan İbn Rüşd’ün varlık bilime yaklaşımını konu edinen kitabında Mehmet Fatih Birgül İbn Rüşd’ün “nedensellik” konusundaki düşüncelerini irdelerken onun en çok etkilendiği isim olan Aristoteles’in görüşlerine de birlikte değinmiş. Bunun zorunlu nedeni İbn Rüşd ile, Aristoteles’in görüşlerinin birçok konuda aynı olması.

Muhtelif yerlerde açıkça görülür ki; İbn Rüşd’ün görüşleri neredeyse Aristoteles’in görüşleriyle özdeş gibidir. Onun nazarında Aristoteles, “Hakikatin kendisiyle kemale erdiği ilk muallimdir.”

İbn Rüşd’ün Aristo’yla aynı şeyleri söylediklerini örneklemelerle ortaya koyan Birgül’e göre müslüman bir düşünür olarak İbn Rüşd, Aristoteles’in düşüncelerini olgunlaştırmıştır; “Diyebiliriz ki, İbn Rüşd, Aristoteles’in felsefi sistemini anlamış, özümsemiş ve adeta eritip yeniden kalıba dökmüştür”

İbn Rüşd’ün eleştirdiği bir başka önemli İslam felsefecisi olan Gazali de bu konuda İbn Rüşd’ün hakkını teslim etmiştir; “Farabi ve İbn Sina’nın en mükemmel Aristoteles şarihleri olduğunu söylemekte ve bunların dışındakilerin eserlerini okunmaya değer bulmamaktadır. Gazali’nin kaynağının, yalnızca Farabi ve İbn Sina olduğu ortaya çıkmaktadır” diyen Birgül, o nedenle kitabında varlıkların neden -sonuç ilişkilerini bu isimler etrafında tartışır.

Kitabının ilk bölümünde neden ve nedenselliği irdeleyen Birgül, felsefenin “neden”ler üzerine kurulduğuna vurgu yaparak,  ”Felsefe şüphesiz bir neden soruşturmasıdır” der.

Bir şeyin var olmasını sağlayan şey olarak tanımlanan “neden”, ürettiği şeyler etrafında “nedensellik”ler oluşturur. Nedenlerin birbiriyle ilintilerini kurmaya çalıştığımızda ise karşımıza “varlık” olgusu çıkar. İşte akıl ve duyumların varlıkla buluşma isteği yani bilgi bizleri neden-varlık ilişkisini soruşturmaya götürür.

Nedensellik Varlık İlişkisi

İbn Rüşd varlığı ilk hakikat, hakikatı ise her şeyin özü olan cevher olarak açıklar; “Hakikaten var olan varlık cevherdir ve geri kalan diğer her şeyin nedeni de odur.”

“Buradan çıkan sonuç, hakikatin bu bağımsız varlık olduğudur. Demek ki hakikat ve varlık aslında aynı şeydir ve bir şey ne kadar varsa o kadar hakikattir”

İbn Rüşd varlığın nedenselliğini ele alıp, varlığın anlaşılması için düşünce yürütürken aklı gerçeğe (hakikat) ulaşmada ana bilgi kaynağı olarak görür. İnsanın gerçeğe ulaşmada aklını belirleyici unsur olarak kullanmasının bir zorunluluk olduğunu ileri sürer; ”İbn Rüşd, açık bir dille doğanın, doğaüstü güçlerle açıklanmasını yadsımaktadır.” İnancın bilmekle, bilgiyle anlamlı olabileceğine, gerçeğin nedensellik ilkesiyle ortaya çıkabileceğine inanır.”Ona göre aklın kavrama eyleminin ve bizzat akıl yürütmenin olmazsa olmaz koşulu, nedensellik ilkesidir.”

İbn Rüşd’e göre  maddi anlığın(akıl), hem anlık, hem de kavranabilir gerçeklikleri algılama gücü vardır. Ona göre bütün yaratılmış gerçeklikler bir güç barındırır. Çünkü hepsi bir üst varlığa, bir ilk “neden”e gönderme yaparlar. İlk neden, Aristo’nun Metafizik kitabında verdiği Tanrı tanımına uygun şekilde, varlığın varlık olarak tüm eksiksizliğini içermektedir.

Yine İbn Rüşd’e göre; “Varlıkların zihindeki karşılığı olan kavramların ilişkilendirilmesi de, var olanlar arasındaki nedensel ilişkinin ifadesi olan bir düzen içindedir.”

Bir İslam düşünürü olan İbn Rüşd akılla ulaşılamayana ibadetin de anlamsız olduğunu öne sürer. O nedenle; “İbn Rüşd için sadece bilmek için bilgiyi talep etmek en üstün ibadettir.” İnsanın doğası gereği bilgiyi aradığını iddia eder. İnanmak ve onun gereğini yapmanın gerçeklikle olan bağına dikkat çeker. “Ona göre felsefeye mensup bilimler iki gruptur ve bunlardan ilkinin amacı yalnızca bilgidir, diğerinin anacı ise pratiktir.”

Birgül, nedenselliğin  varlıkla ilişkisini ele alan felsefi görüşlerin zaman zaman birbiriyle karıştırıldığını da dikkate alarak, bazı kesimlerce “determinist” olduğu öne sürülen İbn Rüşd’ün, determinist olmadığının altını çizer.

Her olgunun bir nedene bağlı olduğunu, aynı nedenlerin aynı şartlarda hep aynı sonuçları doğuracağını öne süren determinizm konusunda Aristo’nun görüşlerine yer veren ve İbn Rüşd’ün de bu konuda Aristoteles gibi düşündüğünü belirten Birgül; ”O tıpkı Aristoteles gibi, üçüncü halin olamazlığı ilkesinin gelecek hakkındaki yargılara uygulanmasını reddetmektedir. Böyle bir durumun, olacak her şeyin zorunlu olması sonucuna götüreceğini vurgulayan filozofumuz, mümkün var olanların inkarı anlamına gelecek böyle bir iddianın bizi, iradenin inkarı gibi çirkinliklere ulaştıracağını düşünmektedir.” “İbn Rüşd, açıkça Aristoteles’ten yana tavır almış ve nedenselliğe yaptığı vurgu yanında, determinizmi kesin bir şekilde yadsımıştır.” der ve “İbn Rüşd’ün de Aristoteles gibi, imkanlar alanını kabul ettiği ve determinizmi reddettiği görülüyor” ifadesini kullanır.

İbn Rüşd “neden”in varlıkla ilişkisini deterministlerden farklı olarak “mutlak varlık”la açıklar.

“İbn Rüşd’ün varlık tasavvuru, gerçek anlamda var olan ile gerçek anlamda yok olan arasındaki karşıtlıkla açıklanabilir. Bu tablonun en üstünde asla değişmeyen, ezeli ve ebedi; dolayısıyla en fazla hakikatliğe sahip var olanlar; en altta ise yokluk bulunmaktadır. Değişimden uzak, ezeli ve ebedi var olanlar, gerçek anlamıyla varlık ve hakikattir. Yokluk ise yoktur ve sürekli değişim halinde fenomen dünya, varlık ile yokluk arasındaki ara durumdur.”

Batı’da Ortaçağ’ın en önemli felsefecisi olarak görülen İbn Rüşd  bugün İslam dünyasında diğer ekollere göre daha az ilgi görüyor. İslam dünyasının düşünce sığlığı kendi dünyasına ait birçok eski düşünürü yeni kuşaklara tanıtmaya yeterli değil. Batı’nın çağında ve sonraki çağlarda oldukça etki altında kalan bu düşünürlerimizin en ihmal edilmişleri de felsefeciler. Oysa sağlam bir akaid düşüncesi felsefi tartışmaların içinden geçmekte. Bu sebeple medreselerde akaid dersleri felsefi mukayeselerle okutulurdu.

Yakın çağın İslam düşüncesini oryantalistler yönlendirmeye başlayınca artık kendi dünyamıza ait bu düşünürleri de oryantalistlerin gözüyle ve onların ele aldığı düzeyde öğrendik, o derece ilgi duyduk.

Son dönemlerde yeni neslin eskiye ilgisi artıyor. Bu doğrultuda birbirinden güzel eserler okuyucuyla buluşuyor. Bizi yeniden kendi düşünce dünyamıza götürecek olan Birgül’ün küçük hacimli bu kitabı da önemli bir inceleme eseri.

İbn Rüşd üzerinden, aklın İslam için önemini yeniden düşünce dünyamıza sokan bu eser, -bilhassa felsefe okuyucularının- İbn Rüşd’ü daha iyi anlamak isteyenler için adeta bir el kitabı niteliğinde.

(HECE EDEBİYAT, Nisan 2013)