15 Ağu 2010

SİBEL ERASLAN | Haberler

HAZRETİ SU…

Ramazan’ın bu sene uzun yaz günlerine denk gelmesi, Su’yu bize bir kere daha hatırlattı…

Yaklaşık on altı saate varan oruç hali, ramazan ehline en çok suyun kadrini bildirtiyor…

Gökler su ile dolu, yerin altından su nehirleri geçiyor. Yeryüzü dediğimiz ince yaşam kabuğu ise tam olarak gökle yerin arasında…

Bize hayatı su içinde başlatan Rabbimiz, canlılığa dair her ne var ise, hep suyun üstüne yazmış adeta…

Bebek, annesinin su dolu karnından çıkıyor, vakti geldiğinde hepimizi suda yıkayıp yollayacaklar son nefesimizin ahirinde… Su, yazgımız. Su, hayat kadar ahiret için de kaderimiz…


Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen cennet tasvirlerinde de yeri büyüktür suyun…

Serin latif nefasetleriyle su ve bilumum güzel içecekler, serinlik veren tatlı su nehirleri, su havuzları, ağaç gölgeliklerinden kaynayan soğuk pınar tasvirleri, hep cennetin hatırlatıcıları olarak geçer Kadim Söz’de…


Osmanlı Mimarisi Su’yun gönüllere esenlik veren sırrına o kadar aşinadır ki; Ulu Camilerin içine, medreselere, hatta sivil mimari şaheseri olan konak ve ev gibi kişisel ikametgahlara dahi sokmuştur su’yun tatlı ritmini…

Bursa’daki Ulu Camii’de kılacağınız ikindi namazı, caminin içinde zikreden fıskiyeli havuzun eşliğinde, adeta bir cennet provasına dönüşür. Safranbolu’daki konak ve evlerin misafir odasına yerleştirilmiş havuzlar, gönül hoşluğuna, ferahlığına delalettir…

Ya çeşmelerimiz? Mahallelerde, meydanlarda, köylerde, hem yerleşik halkın hem de gelen geçen yolcunun istifadesine ram olarak yapılandırılmış bu vakfiyeler, asırlardır banilerine rahmet okutuyorlar…

Şile’de 1871 yılında yapılmış Hanımsuyu adıyla anılan çeşme mesela…

Mısırlı Hadice Hanım tarafından inşa edildiği kayıtlı bu tatlı su hayratı, halen akmakta ve susuzluktan çatlayan gönüllere derman olmaktadır…

Ecdad, yaptığı iyiliğe, hayra hasenata isim takmaya çok gönüllü değildir. Nice hayat çeşmesi, Allah rızası için yaptırılmış, yaptıran hayrat sahibi ismini gizlemiştir…

Bunu ıssız yollarda devam eden yolculuklarınızda ta kalbinizde hissedersiniz. Kilometrelerce yol boyunca hiç kimseye rastlamadığınıza bakarak, artık buralarda kimse yaşamaz dediğiniz anda karşınıza çıkıveren o garip yol çeşmeleri…

Demek ki benim için yapılmış diye aklınızdan geçer, soğuk suya değen parmaklarınız şükreder, alnınıza çarptığınız serin su, ağrılarınıza çare gibidir, sırdaşınız olur çoban çeşmeleri…

Şaşırırsınız…

Yolun gözleri gibi ağlayıp duran bu rahmet pınarlarına…


Şeyhuşşuera, Şairlerin Şeyhi Fuzuli, Su Kasidesi’nde, suyun derdinden dem vurur…

Dere tepe düz demeden akan akan ve akan Su’yun derdi nedir? Başını taştan taşa çala çala akan, dağların dumanlı başlarından vadilerin sırlı yarıklarına kadar, yaylalarda göze şeklinde, mağaralarda damla damla, katreler halinde göklerden yağan gözyaşı misali Su… 


Su’yun hayat veren, hayat bağışlayan ve her daim alçakgönüllü, hep derinlere daha derinlere akıp gitmek isteyen bu yolculuk haline bakınca, insanın bu büyük nimet karşısında “Hazreti Su” diyeceği geliyor…


Denizler çalkantılarla vuruyor alınlarını kayalara. Sanki okyanusların içinden aşk yanardağları kaynıyor. Uğultularıyla deveran eden denizlere soruyorum; Derdiniz ne? Niçin dinmez dağdağanız? Niçin bitmez hiç şikayetiniz? Niçin hep dövünüp durursunuz ey dalgalar, kızıp köpürdüğünüz iş nedendir? Niyedir bu merak, nedendir bu telaş denizdeki… 


Ve Zemzem…

Çölü deniz kılan bereketli yeraltı ummanı…

Çölde yapayalnız kalmış ana-oğula, Allah tarafından hediye edilmiş büyük deniz…

Sahra, Zemzem Denizi’nin üstünde yüzen bir kumsala dönüşüyor, Zemzem’in asırlar boyu susuzluğumuza derman olmuş yazgısını düşündükçe…

Peki ya Zemzem’in derdi nedir? Niçin kendisini bir türlü durduramaz Zemzem? Kaynayarak taşar yeryüzüne, sanki birisini aramaktadır, sanki birisine yetişmek zorundadır, sanki dünyanın her tür işaretinden çıkaracak bir haberi, bir yolu beklemektedir…


Fuzuli’ye göre, dünyanın tüm denizleri, okyanuslar, yer altı ve yer üstü suları, çeşmelerden, havuzlardan pınarlara kadar, Nil Nehri’nden ve küçük iddiasız çaylara, derelere kadar…

Su’yun derdi, aşktır. Hz. Peygamberimize olan aşkı suyu karasız kılmıştır…

Kendisine yetişememiş olsa da hiç olmazsa Ravzasına yetişebilmek derdiyle akar akar akar tüm yeryüzü ve gökyüzü suları…


Ramazan’da oruçlunun iftar vakti en çok özlediği nesne de su’dur. su, bir Peygamber aşığı olarak en çok Oruç tutmuş kişinin gönlüne ünsiyet kurar. Oruçlu kişinin bağrı, suya Resul-ü Ekrem’i hatırlattığından, su, oruçlunun gönlüne koşar…


“Hâk-i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl, Başını taştan taşa urup gezer âvâre su”
Hiç olmazsa Hak-i Payine Ravzasına yetişeyim de varayım der Su, ömür boyu aralıksız taştan taşa vururken başını…

Kendine erişemedim, hiç olmazsa Ravzasına varayım der…
Hazret-i Su; bağrı yanık bir Peygamber aşığı olarak, bağrı yanık oruçlularımızla hemhal olmak derdindedir…


Bu akşam vakti, iftar ederken bardağınızdaki hazreti su’ya selam veriniz…

(VAKİT, 14 AĞUSTOS 2010)

  • Rss
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • Digg
  • Tweet
  • Mixx
  • Technorati
  • Facebook
  • NewsVine
  • Reddit
  • Google
  • LinkedIn