“HİDAYETE ERMEK…”
Rus Manken ve Dansçı Elilikna’nın Müslüman olduğu haberini okuduk geçen gün birinci sayfadan…
İçerdeki röportaja da baktım ilgiyle… İki yıl önce, bir arkadaşının geçirdiği ağır koma şartlarında hayat ve ölüm hakkında ciddi bir tecrübe yaşamış.
Hayatında ilk kez Allah’a dua etmiş…
Ardından bu deneyim onu Allah, din, yaratılış ve ölümlülük hakkında düşünmeye sevk etmiş…
Arapça öğreniyormuş, Hacca gitmiş, tesettüre girmiş…
Allah kabul etsin…
Gazetelerde Müslüman olan Rus kadınların haberlerine sık sık rastlıyorsunuz.
Hatta bu haberlerden yola çıkarak, acaba Rus erkekler arasında hiç mi Müslüman olanı yok diye bir soru da sorabiliriz. “Kadınlar üzerinden hidayet” haberleri konusunda hassas olduğumu bilen çocuklarım, Elilikna haberini kahvaltı masasında özellikle önüme sürüyorlar:
“Bir Rus kadın daha Müslüman olmuş”…
İhsan Eliaçık’ın kulakları çınlasın, ondan ilhamla “abdestli komünizm” ütopyası yazabilirim bu gidişle…
Elilikna’nın mavi türbanlı ve makyajlı resmine bakıyorum. Kadınların gençliklerinde merak ve moda yüzünden, orta yaşlılıklarındaysa moral bulmak için “hafif makyajlar” yapmasına çoğu kişinin tersine, kızgınlıkla bakanlardan değilim…
Yoğun ve ağır makyajlarsa, genç kızları hem çok yaşlı gösteriyor, hem de gündelik hayatın içinde, trafik, zaman darlığı, çalışma ve eğitim koşulları gibi zorunluluklar düşünüldüğünde, adeta yüke dönüşüyor…
Yine aynı yoğun ve ağır makyaj, orta yaş kadınları için bir tür özgüven yoksunluğunun, hüznün, kederin, bir türlü yeterince örtülemeyen iç huzursuzlukların dışa vurumu gibi…
Orta ve Uzakdoğu kadınıyla kıyaslandığında, ülkemizdeki kadınları, “makyajsız” saysak, yeridir.
Bunu sadece gezi maksatlı yurtdışı seyahatlerinizde değil, Hac, Umre, Uluslararası kongre gibi ciddi içerikli seyahatlerinizde de fark edebilirsiniz…
Bununla birlikte, makyaj konusundaki hassasiyetimiz malum…
Özellikle tesettürlü kadınlar üzerinden yürütülen, maksadı iyi olduğunu hep düşünmeye çalıştığım yoğun giyim-kuşam ve adabı muaşeret söylemi, Müslüman olduğu duyurulan Rus Manken Elilikna haberi ile bir kez daha düştü zihnime…
“Örtümle gururluyum” diyen Elilikna’nın mavi boneli ve makyajlı resmi, bizlerin çok daha sade olduğu halde eleştiriye konu olan hallerimizle karşılaştırıldığında, insan bu “rusparan” iltimasa hayret ediyor…
Bizde de manken veya sinema oyuncusu olduğu halde yaşantısını değiştirip, daha sade ve dini bir hayatı seçenler var.
Yakınen tanıdığım Canan Ceylan bunun en önemli örneklerinden. Ne ki Canan Hanımı, benzerlerinden ayıran en temel özelliği, sadece popüler bir değişimi değil, bilinçsel dönüşümü ve İslâm hakkında entelektüel araştırmaları önceleyen tavrıdır.
Elbette bir ev kadını, bankacı, öğretmen ya da mühendis kadının örtünmesi, namaza başlayıp, Hacca gitmesi bu kadar popüler bir ilgiyi çekmez. Ama elbette tebriki hak eder…
Haberin bende uyandırdığı diğer daha zor sorularsa, kadere ve kişisel aydınlanma macerasına dairdir. Acaba aynı koşullarda yaşayanlar bizler olsak, uyanışa dair nasıl bir yol izlerdik?
Uyanış ya da “hidayete ermek” konusunda kişisel performans ne derecede etkilidir? Hidayet, hep söyleyegeldiğimiz şekliyle Allah’tan ise, kişinin dünyaya geldiği şartlar, yatkınlıkları, fıtratı gibi yapısal ve değişimi hayli güç içsel koşulların bunda rolü nedir? Hidayet ve uyanış konusunda kişisel çaba sözkonusu mudur?
Bu tür zor sorular, ne kadar eleştirsek ve yakınsak da, insanın içinde bulunduğu toplumsal koşullar hakkında da Allah’a şükretmesini icap ettiriyor.
Düşünsenize, İslâm’ı hiç bilmeyen, tanımayan, moral değerlerin çöktüğü bir toplumda da dünyaya gelmiş olabilirdik…
Ben bu yazıyı kaleme alırken açık penceremden içeri öğlen ezanı doluyor…
Hayatta ezan duymamış nice insan var…
Böyle düşündüğü zaman, insan dininin kıymetini daha bir anlıyor ve yeni Müslüman olmuş Elilikna gibi kardeşlerini sevinçle, coşkuyla karşılıyor…
Ama bir de tersi var her işin…
Rusya üzerinden aldığımız bu sevinçli haberin tam aksi bir senaryo da en az diğeri kadar imkan ihtimal dahilinde…
Yani uzun yıllar tesettürlü olan bir kadının birden bire tesettüründen vageçmesi…
Ya da daha fenası, Allah korusun inancın yitirilmesi gibi bir hadise…
Bu kötümser ihtimali niçin zikrediyorum?
“İltimas” olarak hep dışımızdakilere özenle sergilediğimiz bu insani ve tebrikli güzel dili, kendi içimizdekilerden de esirgemeyelim diye…
Her birimizin eksiği gediği, kusuru, noksanı vardır elbette, şu mübarek günlerde, daha iyi ve güzel olanlardan yazılabilmek için dua etmek en doğrusu…
Allah hepimize hidayet nasip etsin…
Ama bugün bir değişilik yapalım mesela…
Ünlü bir manken olmadığı halde eşinizi tebrik edin tesettüründen dolayı.
Rusya’da yaşamadığı halde kızınızı namaz kıldığı için tebrik edin.
Bir dansçı olmayan annenize telefon açıp, ona örtüsüyle gurur duyduğunuzu söyleyin.
Kız öğrencilerinize, mesai arkadaşınız olan hanımlara, kız yeğenlerinize, İslâm’ı seçip yaşamaya çalıştıkları için kendilerine değer verdiğinizi hissettirin…
(VAKİT, 29 TEMMUZ 2010)














