miraç

Mübarek üç aylar içindeki selamet dönemeçlerinden birini daha aşıyoruz: Miraç…

Sevgili Efendimiz’in önce Mescid-i Aksa’ya oradan da göklere doğru bu yola çıkış gecesi, aslında insanoğlunun “kendini aşmak” konusunda yaşayabileceği en radikal deneyim… 


Miraç Gecesi, göklere ve ötesine uzatılmış bir merdiven olarak, insanoğluna sınırları hakkında altüst edici sorular soruyor…

Tüm bildikleri ve bildiğini zannettikleriyle, allak bullak edici bir tecrübeye tabi tutuluyor Kainatın Efendisi…

Dünyevi boyutları, yol aldığı her bir berzahta biraz daha geride bırakarak, kapılar üstüne kapılardan geçerek harikulade ve biricik bir yolculuğa çıkarılıyor…

Miraç, İnsan-ı Kamil için özelleştirilmiş bir yolculuk hiç şüphesiz…


Ama ben göğün altındakilerden birisi olarak, aramızdan başka hiç kimsenin deneyimleyemeyeceği bu yolcuğu ve anlamını, uzun yıllardır hayal etmeye çalışan birisiyim…

Sizler gibi… Aklımızın yetişmeyeceği sırlar alemini çokça kurcalamamak öğütlenmiş bizlere. Sınırlı akıl imkanı ve sınırlı bilgiyle künhüne varamayacağımız şeyler var elbette, Miraç da onlardan birisi…

Akıl sınırları ve insan olma ile ilgili tüm duvarlara sürtüneceğimiz zor bir konu Miraç…


Aklımızla çözümleyemesek de, “iman” etmenin bize tanımış olduğu o hayati nefes alma hakkı, bir can simidi gibi yetişiyor bu demde…

Bizler içeriğini tam olarak anlayamasak da, Allah’a ve Efendimize olan ahitlerimizle, Miraç’ın hak ve doğru olduğunu ikrar ediyoruz…

İman ve ikrar, büyük bir nimettir, hamd ediyoruz…


İnsan teninin sınırlarını aşmak konusunda en yüksek deneyimi olan Miraç, bize kendi kendimizi de sordurtuyor. Öyle ya madem bir sınırdan bahsediyorsak, “ben” olan nedir, kimdir? Bundan tam anlamıyla emin miyiz?
Miraç Gecesi ister istemez göklere takıyor insanın aklını…

Ne ki; uçsuz bucaksız göklerden önce, insanın kendi içindeki sınırsızlığı da devasa ve bambaşka bir problematik…
Akıl, kalp, nefs ve ruh gibi her birisinin sırrı da en az gökler kadar derin olan ummanlar çalkalanıyor “ben” dediğimiz şeyin içinde…

Ve bunların her birisi de dış etkenlere o kadar açık ve kararsız ki…

En ufacık bir kaş hareketi veya alışık olmadığımız bir ses tonu ya da bir koku, iz, renk, hava, sıcaklık, dokunuş, dokunamayış…

Bizi altüst edip iç dengelerimizi ve alışık olduğumuz sınırlarımızı çalkalamaya yetiveriyor…

Her an değişmeye açık, her an halden hale girebilen bir iç dünyamız var. Neredeyse, kararsızlık hiç şaşmayan kararımız gibi…

Kendi iç sınırlarını tam anlamıyla keşfedebilen birisi var mı aramızda?
İnsan-ı Kamil olarak bilinen Sevgili Efendimiz bile kendisi hakkında göz açıp kapayıncaya kadar geçecek bir göz kırpımlık zamandan dahi tedirginlik duymuş…

Ki O (sav), kendisine karşı sürekli uyanık ve kendisini sürekli kontrol eden bir ahlakla yaşamış hayatı boyunca…

Onun bu kadar hassas olduğu bir konuda, içimizin sınırları bahsinde, biz neredeyiz?
İçimizde sırlanmış ve sıralanmış derin gök bulutları hakkında ne biliyoruz? 
Hemen her yazı ve konuşmada çok rahatlıkla zikredebildiğimiz, “sınırlarımızı aşmak” mevzuunda ciddi hangi tecrübeyi yaşadık?
Gözü göklere ve yükseklere dikmek ne kadar da kolay ve işten bile değil…


Sıkıysa gözü, içimize dikmek, içimize bakmak, içimizin derinlerinde yatan “ben” denen o muamma ile baş etmeye çalışmak…

İşte gerçek iş! Zor iş!
Miraç’ın zamanlama olarak Mekke’nin kuşatıcı boykot günlerinin akabinde yaşandığını da aklımızın bir köşesinde tutalım…

Açlık, yoksulluk, işkence, dışlanmak ve hoyratlığın hemen her türüyle denenmiş bir Peygamber…

Sevdikleri, kendisine kol kanat geren eşi ve amcası bir bir göçmüş, yapayalnızlık hissi had safhada…

Hasılı “cana tak edecek” raddeye varmış…

Miraç işte böylesi ağır bir sınır aşımı sonrası yaşanan bir hadisedir… 


Bir kapı olarak Miraç, en zorlu deneyimlerden geçtikten sonra, insan olarak bize kendi sınırlarımızı aşmanın, nice güçlük ve belalarla dolu vadilerin akabinde, Rab tarafından ikram edilecek bir dönüm noktası olduğunu anlatmıyor mu?
Miraç gecesi, nice badirelerden sonra açılacak bir kapı olarak, hâlâ umudumuzdur. Rab, gönlü Miraç ile genişleyenlerden eylesin…

Kendini, nefsini aşabilenlerden, ruhunun hakikatini işitip, kalbini aklıyla bir edip, gerçek vicdan sahibi olabilenlerden eylesin…

(VAKİT, 19 TEMMUZ 2009)

Paylaşım
  • Print
  • Facebook
  • Live
  • Twitter
  • FriendFeed
  • RSS
  • email
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Yahoo! Buzz
  • Digg
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • PDF
  • Technorati
  • Yahoo! Bookmarks
  • Add to favorites

-

SİBEL ERASLAN

Haberler

 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Eser Gnder Hasan Aycın Çizgileri

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

  • En Yeniler
  • Yazarlar
  • RSS
  • Haberler

Göz Kirası

_283.jpg HO054798.JPG g119.JPG sultanhasancamii.jpg g50.JPG _154_0.jpg kartopu.JPG dsc_7557.jpg

Sosyal Ağlar