SENEM GEZEROĞLU’NUN UNUTTUM YALNIZ’ I ÜZERİNE

SENEM GEZEROĞLU’NUN UNUTTUM YALNIZ’ I ÜZERİNE
7 Şubat 2019 - 8:13

Daha ilk öyküde kapağa da ilham olan “ unutma beni “ çiçeğini buldum. Küçük, masmavi çiçekler… Umut gibi… Unutmak… Hatırlamak… Koskoca dünyaya bile tek parça düştüm de sana böyle paramparça, diyor Senem Gezeroğlu . Öykü karakterleriyle ayağı takılırken göğe düşen biri oluyorsunuz. Unutmak ve hatırlamak merkezli on dört öykünün yer...

Daha ilk öyküde kapağa da ilham olan “ unutma beni “ çiçeğini buldum. Küçük, masmavi çiçekler… Umut gibi…

Unutmak… Hatırlamak…

Koskoca dünyaya bile tek parça düştüm de sana böyle paramparça, diyor Senem Gezeroğlu .

Öykü karakterleriyle ayağı takılırken göğe düşen biri oluyorsunuz. Unutmak ve hatırlamak merkezli on dört öykünün yer aldığı “ Unuttum Yalnız “ da aşırı dozda hayal kurup hayal kırıklığına uğrayanları, boşanmış anne babanın mağdur kızını, YGS mağduru genci, KPSS mağduru atanamayan öğretmen adayını, velhasıl yılın bazı aylarında bazı sınavlar sonrasında Türkiye’de yaşanan intiharları, şizofren haldeki kişileri, kazada kopan sağ bacağının yokluğunu hatırlattığı için sol bacağından da kurtulmaya çalışan genci, eşine ait hiçbir eşyayı atmaya kıyamayıp evini çöp ev haline getiren adamı, annesi alzheimer hastası olan resim öğretmeni bir kadının yaşadığı stres ve depresyonu, sosyal medya bağımlılığını, Türkiye’nin yakın tarihinde terör saldırıları sonucu yitirilen canlarımızı – 15 Temmuz darbe saldırısı da dâhil – ele almıştır.

Türkçe öğretmenliği de yapan yazar, bir meslek alışkanlığı olsa gerek öykülerinin çoğunda kurmaca içine sindirilmiş bilgi verir. “ A-yn-a  “ adlı öyküsünde gözden ırak olan gönülden de ırak olur, gözünde tütmek, göz var izan var, gözleri yuvalarından fırlamak, gözü toprağa bakmak, gözüne uyku girmemek, göze almak, yüz göz olmak, göze gelmek gibi gözle ilgili birçok deyimi bir öykü içinde yumak yaptığını görürsünüz. Bu deyimlerle genel geçer ruh hallerine, durumlara hızla geçiş yaparsınız. Göz tekrirli bu öyküde bir yandan Tepegöz’e, Medusa’nın gözlerine bile yer verir; hatta mekân olarak  Göztepe’yi seçer. Yılanların iki gözünün birbirinden farklı şeyler gördüğünü, göz kapakları olmadığı için sürekli görmelerinin ne kadar zor olduğunu sorgular. Attila İlhan şiirine intihal yaparak gözlerin gözlerime değince felaketim olmayan bir dünya kurar, der. Bir yandan da öyküyü okurken duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini şarkısını mırıldanırsanız şaşmayın.

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki gerek Zaman Dursun İstedim’ de gerek Unuttum Yalnız’ da birçok güzel şiire, dillerden düşmeyen şarkı sözlerine, roman cümlelerine götürür sizi. Bu, artık onun tarzıdır, diyebiliriz. Kendi belleğine, ruhuna işlediği edebi ürünleri kurgusunun içerisinde sıklıkla kullandığını görürsünüz hatta muziplik yapıp dur bir intihal daha yapayım ya da bu intihal buraya uymadı gibi cümleler sarf ederek yazar varlığını okuyucuya hissettirir.

Bilgi verme isteğinden ötürü çağımızın dişi Ahmet Mithat Efendi’si desek yeridir. Özellikle       “ gönül dağı “ öyküsünde halüsinasyon, melankoli, obsesif-kompulsif bozukluk, sosyal medya bağımlılığı ( FOMO ), hipertimezi, intihar, beden bütünlüğüne karşı kimlik bozukluğu, dispozofobi  gibi hastalıkları açıklarken iki nokta üst üste koymaktan çekinmemesi de bunun göstergesidir. Karakterleri arasında psikoloik sorun yaşayanların fazlalığı dikkat çekicidir. Karakterlerin mesleklerine göre verdiği bilgiler de vardır:

“ Sadece rakamlar değişti. 45 yaşındaydım. Evliydim. Kocam mobilya işleriyleuğraşıyordu. Benresim öğretmeniydim. Artık 3çocuğumuz vardı.15 yaşında oğlum, 17 yaşındakızım ve75 yaşındaannem.”diyen resim öğretmeni bir kadının, annesinin Alzheimer hastalığı karşısında yaşadığı stres ve depresyonu Picasso, Van Gogh’un otoportresi, kübizm, Mona Lisa tablosu gibi kavramlarla ilişkilendirerek anlatması gibi.

Bazen tek cümleyle durumu anlatan yazar çoğu yerde de Ahmet Hamdi Tanpınar gibi uzun cümleler kurar. Uzun cümle kurmak zor iştir. Cümle uzadıkça anlatım bozukluğuna davetiye çıkarılır. Yazarın, uzun cümlelerin hakkını verdiğini örneklerinde görebiliriz:

“ Zaten hayata kanayarak başlayan, nefes alınca sızlayan, dokununca ağrıyan ama acısına yine kendiyle tutunan, tutundukça kırılmayan, kırıldıkça çoğalan ve azaldıkça dirilen, diri diri ölmek isteyen ama gömülmeyen, öldüğünü kimseye sezdirmeyen, sezdirmediği yerden incinen, incinince de kendiliğinden ölen o garip şeye kadın derlerdi.”

Benzer yaralardan beslenen yazarlar vardır. Bunların duyarlı oldukları konular gibi bazen kurguları da birbirine benzeyebilir. Handan Acar Yıldız’ın Ağır Boşluk kitabının ilk öyküsü olan “ Ud Sancısı “ ile Senem Gezeroğlu’nun Unuttum Yalnızdaki  “ göreli bir eylemdir hatırlamak “ adlı öyküsünde görülen benzerlik gibi. Birinde ağacın ud olma sancısı anlatılırken diğerinde de bir ağacın 1. hamur kâğıt olma süreci ele alınır.

Kadına, sevgiliye, aşka dair çarpıcı tanımlamalar, dil oyunları, dilbilgisi vurgusu; bazen keder, bazen tebessüm, çoğu kez çağının gerçeklerine tanıklık, bazen 2099 yılında hologramla tavana yansıttığı öyküyü okurken 1970’lerde geçen aşk evliliğini duygularla ilgili ilginç bir konu olarak gören karaktere yer verecek kadar hayalbaz,  karakterlerini içinde bulunduğu koşullara göre argo konuşturacak kadar cesur ve natüralist, gerek kelime gerek kurgusal tekrirleriyle muzip bir yazar bulursunuz.

“ göreli bir eylemdir hatırlamak “ öyküsünden romantiklerin seveceği bir alıntıyla yazımı sonlandırayım:

“ Kalbinden çıkıp yürümek, yürümek ve başladığın yere gelip ‘ Aaa! Aşk yuvarlakmış. ‘ deyip kendini keşfetmek gibi bir şeydi sana dönmek.”

Unutmanın bir nimet olduğunu hatırlarken hatırlamanın bir nimet olduğunu unutursun, diyerek taşta unutma beni çiçeği açtıran bu öyküleri keşfedeninin çok olmasını dilerim.