BABANA BİLE GÜVENME

BABANA BİLE GÜVENME
1 Mart 2008 - 1:20

TYB Konya Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi, Sun Tv’de Kitap Okuyorum programı yapımcısı Hikâyeci Yazar Duran Çetin’in Beka Yayınları’ndan çıkan sekizinci ve son kitabı “Gözlerdeki Mutluluk”. Hayli zamandır masamın üzerinde okunmayı bekleyen kitaplar arasındaydı. Kitap 13 hikâyeden oluşuyor. Ocak adlı hikâye ile başlıyor. Hikâye doğruluk üzerine, yanılgı ve isim benzerliğinin ortaya...

TYB Konya Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi, Sun Tv’de Kitap Okuyorum programı yapımcısı Hikâyeci Yazar Duran Çetin’in Beka Yayınları’ndan çıkan sekizinci ve son kitabı “Gözlerdeki Mutluluk”. Hayli zamandır masamın üzerinde okunmayı bekleyen kitaplar arasındaydı. Kitap 13 hikâyeden oluşuyor. Ocak adlı hikâye ile başlıyor. Hikâye doğruluk üzerine, yanılgı ve isim benzerliğinin ortaya çıkardığı, sonunu merak ettiren bir tarzda işlenmiş. Aslında genel olarak Duran Çetin hikâyesinde, hikâyenin ismi ile sonucu arasında merak olgusunu dengeli bir şekilde götüren bir yapı hâkim. Okunması kolay, akıcı, merak öğeleri taşıyan, ama yoğunluğu az bir tarzda keyifle okunabilir hikâyeler. Hikâyelerde köy ve kasabada yaşanan hayatlar ele alınıyor. Göreve yeni başlayan bir öğretmen, memlekete gidecek parası olmayan öğrenciler, kefil olduğu için başı derde giren kimseler, ilkokul öğrencileri ve köy hayatından portreler.

Sıcak Çorba’da açlığın hikâyesini buluyorsunuz. Günümüzde böyle insanlar var kaldı mı diyerek romantik de bulabilirsiniz. Ancak Çetin, para kazanmanın tek amaç olduğu, buna giden yolda bütün insani değerleri feda edebilecek değerde insanların pıtrak gibi çoğaldığı ve herkesin kolay yoldan kısaca çok para kazanmanın yolunu bulup refah içinde yaşamak istediği bir dönemde “zengin olma yolunu” gösteriyor bu hikâyede bir cümle ile: “az kazanca razı olmak, hiçbir müşteriyi geri çevirmemek.” Yaşadığımız zaman dilimine ne kadar ters bir anlayış. Ancak Duran Çetin iyimserliğini koruyor. Oysa biz, elimize düşeni bir daha gelmeyecekmiş gibi voliyi vurmalı bu kerizden mantığıyla hareket ediyoruz.

“Ah o imza” hikâyesi ise piyasa şartları ile hesaplaşan bir iyimserliği içinde barındırıyor. “Bu devirde kimseye iyilik yapmayacaksın.” “Babana bile güvenmeyeceksin.” yargıları ile hesaplaşıyor söylemeyi, duymayı unuttuğumuz “Bu dünyada ihtiyaç sahibinin sıkıntısını giderenin Allah da ahirette onun sıkıntılarından birini giderir.” sözleriyle. Yukarıdaki “kimseye iyilik yapmayacaksın” yargısını çokça duymuş olmamıza rağmen ona bu denli güzel cevabı veren, söyleyen kişiye pek rastlamıyoruz. Böyle olunca olumsuz yargılar yaygın bir kanaat oluşturarak hayatımızı şekillendiren bir umde halini alıyor. Değer yozlaşması da böyle yaygınlaşıyor. Hayatımızı inşa eden değerler “Babana bile güvenme” gibi yargılarla hesaplaşarak hayatta kalmalı. Bu söze verilecek hayatımızda, başkalarının hayatlarında, sözlerinde bir cevabımız olmalı. Yoksa akıntının içine biz de çocuklarımız da kapılık gidiyoruz. Bundan dolayı “dediğimi yap yaptığımı yapma” ikiyüzlülüğü, çok durumluluğu, çatışkısı, sahtekârlık yaygın bir hal alıyor. Eyvah!

Çetin’in üslubu rahat, anlatım akıcı iken hikâyenin örgüsünde bu zaman zaman zaaflara yol açıyor. Kendimce üzerinde daha sıkı durulması gereken dramlar çok hızlı geçiyor. Ayrıntıya girmiyor. Mesela “Son” adlı hikâyede üçkâğıdı çeviren adamın durumu daha da ayrıntılandırmayı hak ediyordu.

Mavzer, tandır, sini gibi köy hayatını yaşamamış, o hayattan uzak kalan çocukların okuduğu zaman ne olduğunu bilemediği kavramlar da hikâyeler arasında kendine yer buluyor. Bir öğreticilik boyutu kazanıyor. Abdullah Harmancı ile günlük sohbetlerimiz arasında geçen bir diyalog bana bu konunun önemli olduğunu düşündürttü. “Sinekli Bakkal” adlı dizi yayınlanırken öğrencileri arasında “bakkal”ın ne olduğunu bilmeyenler, Sinekli Bakkal’ın ne olduğunu anlamayıp ona soranlar olduğunu söylemişti. Marketlerle birlikte anlam ve kelime olarak da hızla hayatımızdan çıkmış bakkal.

Duran Çetin köy hayatı içerisinde kalıp unutulan kelime, gelenek ve göreneklere, köye yabancılaşmış “Avrupai tip”e hikâyelerinde yer veriyor. Bu anlamda önemli. Karakterlerin tipolojisini ayrıntılı olarak çizmiyor bize. Tasviri az. Sonunu merak ettiren bir tarzda rahatlıkla okunuyor hikâyeler. Sizinle birlikte çocuklarınızın da rahatlıkla okuyacağı hikâyeler. Hikâyelere biraz daha işçilik harcanarak yoğunluk katıldığı zaman daha iyi olabilecek, böylece (bence kitaba alınmasa da olurdu) diyeceğimiz hikâyeler kitapta kendisine yer bulmayacaktı. Dergilerde yayınlanan son hikâyelerde bunun işaretlerini de vermekte Duran Çetin. Gözlerdeki Mutluluk’u okuyun.