YARA

YARA
6 Şubat 2018 - 10:44

Burnunun kıvrımından başlıyorsun dünya olmaya Nedense diz kapaklarında duruyorsun. Durduğunda çıkıyorsun dünyadan. Ayakların, savaş çiğneyen yetim çocuklar kadar senli beli ağrıları kusuyor.   Rezene çayı, vestiyerdeki manto, yerdeki paspas Elimin değdiği her şey / huzursuzluğumla eşleşti yıllardır… Girmediğim evin içini sayıp durdum /yara kabuk tuttu, durdum   Her şey yerli...

Burnunun kıvrımından başlıyorsun dünya olmaya

Nedense diz kapaklarında duruyorsun.

Durduğunda çıkıyorsun dünyadan.

Ayakların, savaş çiğneyen yetim çocuklar kadar senli beli ağrıları kusuyor.

 

Rezene çayı, vestiyerdeki manto, yerdeki paspas

Elimin değdiği her şey / huzursuzluğumla eşleşti yıllardır…

Girmediğim evin içini sayıp durdum /yara kabuk tuttu, durdum

 

Her şey yerli yerindeyse – her seferinde temizlik malzemesi

Alınıyorsa marketten –çamaşır makinası hiç durmuyorsa

Tırnaklarını gece kesmiyorsan

Balkon saklıyorsa intihar devrimlerini

Her şey tamamdır. Dışarısı sırtını dönmüştür saçlardaki beyazlığa…

 

Derviş / yani kedi –evi ikiye bölmüştür sen duymadan.

Gizli çizikler atılır sonbaharın gövdesine…

 

Bir kadının yaşını çiğniyorsun dünya.

Sen şiir ile gökyüzü arasında virgül

Sen toprak ve su altında gül – sen yara ve kül…

 

 

– Yaşamak

Yok, saydığın bardağın diğer yarısı gibi –

Hücum ediyor nar tanelerine içimdeki geçimsizlik-

Bir elif miktarı kadar

Kaldırdığın parmağın

Saklarken çağın sakatlığını

Kıyı ve ölüm çekiyoruz kuyudan…

 

Düzenli bir ölüm ziyareti gibi düğümler atıyorum- bitmiyor.

Zehrin yaradan akması için / kendimi yok sayıyorum

– ama kahretsin diyemiyorum –

Posta kutusundaki açılmamış mektupların kininden

Bıktığımı bilmiyor kimse…

 

Kızlarını, babalar düşünür en çok belli etmeseler de

Aynı şeyi düşünmüşüz ilk defa babamla

Ama geç kaldık… Sıyrılırken ıslık kekeme bir düzenden

Baka kaldık…

 

 

/ Hayat,

Yuvarladığımız küfür gibi bazen masanın üzerinde durur.

Hareket etmeden öylece / saat ile bakışarak sessizce

Nefesini, nefeslerden kıskanarak

Kıskıvrak yakalar ümitleri ve bekler… /

 

Yalnızlığın damıttığı onca şeyi süpürecek gücü bulduğunda

Nehir açılır içine – güneşten perde çekersin evine

Köy sakinliğinin hayalini kurarsın

Masalın en duru köşesine çekilirsin –

İyileşirsin – yara hala içindedir –

 

Allah’ım burayı ikimiz anlayalım …

Sırdan bir cetvel ile ben durmadan yarayı ölçeyim…

Ya da yeniden başlayalım her şeye – kalü bela dayız…

 

***

Madam – düzgünlük ne –

Avuçlarında ne yazılı diye sormuştu küçükken biri

  • Bilmediğim demiştim –

 

Pejmürde görüntünü odanın dört duvarları alkışlıyor ya

Senin yanındaymış gibi olanlar da böyle işte!

 

Hikâyenin çıkış noktası:

Bir kadının ip eğirmesi, patika yolların sessizliği

Cama vuran güneşin ahengi değil. Olamaz da

 

Düzgün değil yeryüzünün gövdesi

Belki de ondan hep kayıyorsun vitrin önlerine…

 

Az önce

Davut’un sesindeki düzgünlüğe doğru yürüdüm.

Bakışın kaça bölündüğünü sormadan yürüdüm.

Ekmek ve unun hikâyesinde ile büyüyen çocukların

Gözlerindeki öfkeyi düzeltelim dedim Davut’a

 

Yün yorganların, sobalı odaların, pencere önündeki serçelerin

O yüzlerden çok şey çaldığı belli…

 

Merhameti unutacak kadar / kendi hatırası ile dikleşen herkese

Düzgün bir bahçe göstermek için / tekrar seslendim Davut a

Duraksadı / ama beklemedi gitti.

Davut uzaklaştıkça, sesi yaklaşıyor

Bu nasıl oluyor Allah ım diyemedim…

-Her şeye göz yumduğunda, örnek bir düzgünlüktesin-

Başımda dönüyor dünya

Yanımda olduğunu söyleyen dost

İncire yemini çözmüş

Ama inciri görmemiş biri olmaklığı kabul et!

 

Kaktüs ve çingene

Buradaki uyumsuzluk ile düzgünüm diyorsun bana…

Bir defa şaşırdım ben sevgili

O da çocuk olmadan önce / menekşeyi bilmeden önce

Dilsiz bir illüzyoniste…

 

Benden bu kadar mösyö…

Düzgün dünyanızın işleri, sizin olsun…

Seviyorum diyenleri, dil etinin acısı ile alkışlayalım

Alkışlayalım mösyö yalan konuşları…

Anahtar Kelimeler: