…KARA YAZ-MALI…

…KARA YAZ-MALI…
14 Temmuz 2015 - 3:50

Ah iderken inceden inceye Aşk-ı Yar için bir yar, Markalı bir kefen kiralanmakta pür- neş’e faniye, Bir avuç toprak, bir beyaz mermer, biraz ağıt, Siyah gözlükler altından da birkaç damla timsah, Kalite patentli, ehl-i dünya bir soytarı cellad… Ve uyumak kutlu bir eylem! doğmadan, sevmeden ölen ölülere, Yiyip uyumak, giyip...

Ah iderken inceden inceye Aşk-ı Yar için bir yar,

Markalı bir kefen kiralanmakta pür- neş’e faniye,

Bir avuç toprak, bir beyaz mermer, biraz ağıt,

Siyah gözlükler altından da birkaç damla timsah,

Kalite patentli, ehl-i dünya bir soytarı cellad…

Ve uyumak kutlu bir eylem! doğmadan, sevmeden ölen ölülere,

Yiyip uyumak, giyip uyumak, gezip uyumak,

En büyük erdem!

Söz açmak, söz kapamak, avaz avaz bağırmak,

Zaferidir ölünün,

Sessiz çok sestir, iç sestir ölüm,

Şimşek çakması ve yıldırım yeli…

Günü gündür, günü hep ansızın, kara -bir gün-dür.

Haklıdır ölüm, hiç mağlup olmamıştır,

Yaralanmamış, kınanmamıştır,

Sefil olmaz, ‘huy’lanmaz ve ‘ar’ lanmazdır…

 

Âşıklar ölmezdi, derviş bu sözü söylemişti.

Üzerinden –dün- geçmişti, yarın çıkagelmişti,

Dün -bu gün-dü,

Kara yaz-malı bir şair, ölümsüz masmavi rüyalar görmedeydi,

Aşktan söz etmedeydi…

Cim’in karnında bir nokta aşık, hem ab-ı hayat hem pervane,

Dili laldir, sözü sükut, hali kal, kali de hal, Hayy- Hakk,

Hayretsiz ölenlere hayrettir makam-ı alisi, naza rızadır.

Yıldızları gülümseten, okyanusu taşıran, toprağı, taşı çatlatan,

Kâinatı yaratan, yaşatan, öldürmeyen ve baki kalandır…

Tükenmez kalemin tükenirliğine inat,

Tükenen canlara, tükenmeyen canandır; aşk…

Elestten kara yazgılı adı, kara sevdalı, kara yaz-ma-lı,

Yeri yurdu, yürekte daim ve kaim,

Zamansız ve mekansız, makbul bir dua…

Şimdi ne söylense hep eskilerdendi, eskidendi, eski…

Kelimeler, sayıklama sesleriyse,

Kelimeler, kifayetsiz ise yeni yetme şaire,

Kelime türetsin, lugat biriktirsin, dil öğrensin,

Gramer yazsın, bilimini bilsin, şerhini yapsın,

Makberini kazsın…

Yazsın ha yazsın…

Eskiler alıp satmaktayken bir şair,

Uzun yola çıkmaya hüküm giymişken,

Hızırla kırk saat dertleşmişken,

Kara kaşa, kara göze kurban olmuşken,

Kara yaz-malı bir şair mırıldanıversin,

Sözün sahibi, semadan sesleniversin,

Yağmur yağsın, “rahmet” insin,

Gök titresin, yer inlesin,

Cehennem kahkaları ile gülümsesin,

Cennetin huri türküleriyle hüzünlensin…

Kıyametini dinlesin.

Ve sonra,

Susuversin…

Sen kimsin ey, kimlerdensin? Necisin bu diyarda,

Neçe şairsin?

”Sen… İlahi senfoninin bitmeyen bestesisin.”

Kadr bilmez elinde, kırmızı gül destesisin…”