10 Nis 2009

YILMAZ YILMAZ | Haberler

KAMİL YEŞİL’LE SÖYLEŞİ

-Kimdir Kâmil Yeşil, bize kısaca tercümeyi halini verse…

-Kâmil Yeşil, 1963, Çine doğumlu. İlk duyuşta Çine kelimesini Çin olarak anlayan çok insan gördüm. A, siz Çin’de mi doğdunuz, diyorlar. Hayır, Aydın’ın ilçesi Çine diyorum. İlkokulu köyümde okudum. Öğretmenlerim beni hem sever hem takdir ederdi. Sen öğretmen olmalısın, dediler; Öğretmen Okulu sınavlarına girdim beşinci sınıfta. Kazanamadım. İlkokuldan sonra Kur’an Kursu’na gittim, kamyon ve jip tamirciliğinde çalıştım. Bu arada baba mesleği çiftçilik devam ediyor. Tamirci olduğum sürede haftada iki üç gün devamlı sinemaya gittim. Cüneyt Arkın’ın, Yılmaz Güney’in hemen bütün filmlerini izledim. Macera düşkünü biri oldum. Oyunlarımız polis-hırsız oyunu idi hep. Arkadaşları, kardeşlerimi etrafıma toplar onlara seyrettiğim filmleri anlatırdım. Bazen unuttuğum yerleri kendim doldururdum. Uydur babam uydur. Benden özel olarak film dinlemeye gelen “dinleyicilerim” vardı. Galiba hikâyecilik damarım böyle dışa vuruyordu kendini. Bu arada Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay girdi gençlik dünyamıza. Bu şarkıcıların filmleri, şarkıları ve aşklar tabii. Alttan alta okumalar sürüyor. Ömer Seyfettin, Peyami Safa, Sait Faik. Edebiyat öğretmeni olmaya Orta Okul 2’de karar verdim. Nedeni basit. Türkçe yazılısında bir hikâye yazdım. Öğretmenim ertesi gün “Sen yazar olabilirsin.” dedi, bu yetti bana. İkincisi, ders kitabında hikâyelerini, şiir ve romanlarını okuduğumuz yazarlar, şairler Edebiyat öğretmenliği yapmıştı. 83’te Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesine girdim. 87’de öğretmenliğe başladım ve bir gün bile idarecilik yapmayı düşünmeden bu güne geldim.         

-Neden öykü? Öykünün sizdeki karşılığı nedir?

-Dediğim gibi öykü ilk göz ağrım. İlk yazdığım metin. Ortaokula gitmeden, bazı hikâye kitapları okumuştum. Karacaoğlan’ı okudum mesela. Ezberimde Yusuf kıssası var hem öykü hem ilahi olarak. Öykü yazmasam bile bir sürü öykü izledim sinemada. Anlatmayı seviyorum ve “dinleyicim” de var. Anlattıklarımı yazarsam öykücü oluyordum. Öyle oldu. Öykünün bendeki karşılığı biraz öfke, biraz hiciv, biraz geçmişe yolculuk, biraz “an”ı tespit, biraz hüzün ve biraz da içe bakış, içten bakış, deruna dalıştır. Bahsettiğim bu anların hepsi ile ilgili, ilişkili öykülerim vardır. Kendi kendine konuşan biriyim. İçimden hep konuşurum. Çocukluğumda da öyleydim. Tarlada, dağda çalışırken, yolda yürürken bir sürü olay geçerdi zihnimden. Şimdi de öyle. Türü ne olursa olsun, deneme, eleştiri, fıkra, öykü, çoğunu yolda giderken yazmışımdır ve yazıyorum. Metin yolda düşer zihnime.        

-Bazı öyküleriniz deneme ile öykü arasında. Hatta denemeye daha yakın… Bu tür öykülerinizi hangi saikler oluşturuyor?

-Evet, son dönem öykülerinde bu fark daha çok görülüyor bende. Galiba post modern yazarların etkisi olsa gerek. Gerçi okuduğum klasik yazarlarda da vardı bu özellik. Mesela, La Bruyer diye bir adam var. Karakterler adlı kitabı önemlidir. Hem onun hem Montaigne’nın Denemeleri enstantane üzerine kuruludur. Deneme, düşünceden düşünceye gitmekle ortaya çıkan bir tür.  Bende bu, ters akış şeklinde cereyan etti. Olaydan düşünceye doğru bir gidiş oldu yani. Olaydan düşünceye vardığınızda öykü haliyle biraz denemeleşiyor. Ama öz itibariyle öyküdür. Postmodernizm de bunu yaptı esas itibariyle. Türler arası geçişi getirdi.   

-Takip ettiğiniz öykücüler kimler?

-İlk göz ağrılarım dediğim gibi Ömer Seyfettin, Sait Faik. Memduh Şevket, Refik Halit, Abdülhak Şinasi, Haldun Taner, Oğuz Atay, Tahsin Yücel, Sabahattin Ali. Bahaeddin Özkişi, Mithat Enç. Burada kendilerine özel olarak yer ayırmam gereken iki usta Mustafa Kutlu ve Rasim Özdenören. Öncekiler yazarlarım; son ikisi başucu yazarlarım.

-Genç bir öykücü için okuma listesi verecek olsa idiniz…

-Edebiyatla ilgilenen kişi, türü ne olursa olsun, öncelikle bir dil bilincine varmalı ve yazdıklarıyla Türkçenin tadını, rengini, sesini vermeli. Böyle olunca kendine özgü bir dili olan herkesi okumalıyız, derim. Eskiden beri eserleri kalan kişiler öncelikle bu dil farklı ile geliyor.

-Dergilerin öyküye ayırdıkları yer yeterli mi?

-Öykü dergilerinin müstakilleşmesi ile açık kapandı gibi. Çıkışında öyküye verdiği yeri gittikçe azaltan bir dergi olmadı takip ettiğim kadarıyla. İki, kısa olursa en fazla üç öyküye yer veriyordu dergiler. Ağırlık şiirde idi. Bu dergilerin yayın çizgisinde bir değişiklik olmadı.

-Takip ettiğiniz öykü dergisi/dergileri var mı?

-Kitapçılara düşen hemen her dergiyi takip etmeye çalışıyorum.

  • Rss
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • Digg
  • Tweet
  • Mixx
  • Technorati
  • Facebook
  • NewsVine
  • Reddit
  • Google
  • LinkedIn