“Nerde eski Ramazanlar” diye hayıflanmaya gerek yok aziz okuyucularım; yeni Ramazanlar da eÄŸlenceli, renkli ve güzel. Evet, Karagöz, kukla, kanto, Direklerarası, Åžehzadebaşı tiyatroları gibi renkli unsurlar belki kayboldu, fakat üzülmeyiniz; o var!
O kim? O bir yazar; o bir fikir adamı. O bir gazeteci, O bir nâşir-i efkâr, o bir yüce insan, o her bi ÅŸey…
Tahrif ediyorsam nâmerdim, işte üstâdın dünkü köşesinden (ben demiyorum, okuyucu böyle yazıyor) makamında ramazaniyelik fikirler ve laik ilhamlarla dolu Radyum şuaları fışkıran satırlar;
İslâm dini, aklın ve bilimin rehberliğine her zaman öncelik vermiştir. Dünyanın 1400 yıl önceki toplumsal koşulları ile günümüz arasında; teknoloji, ulaşım, iletişim, çevre, iklim, vs. bakımından öylesine büyük farklar oluşmuştur ki, kimse geçim gailesiyle sabah karanlığı yollara düşüp gece yarıları evine dönebilen insanlardan dinin emri olarak beş vakit namazını kılmasını, orucunu tutmasını beklememeli, dayanılmaz sıcaklarda hacca giden yaşlıların ölümüne de şaşırmamalıdır.
Bunlar ağır fikirlerdir, anlamayan olur diye özetliyorum; “zaman geçiyor, tıp ilerliyor, hâlâ namaz kılıp oruç tutacak mıyız, tavaf farz diye diye Hicaz güneÅŸinin altında fırfır dönecek miyiz?” diyor üstadımız; belli ki dilinin altında bir bakla var ve bu bakla çıkmak üzere, o halde okumaya devam edelim:
“Ben her koÅŸulda ibadetimi yaparım” diyenler, istisnalar dışında bunu ancak mesaiden zaman çalarak, verim düşüklüğüne yol açarak veya saÄŸlığını bozarak saÄŸlayabilirler. Çalışmayı, insanlığa yararlı olmayı en büyük ibadet olarak kabul eden dinimizin böyle bir ibadeti makbul sayması da düşünülemez.”
Üstad diyor ki, sahtekârlık etmeyin, bugün oruç tutup namaz kılanların çoğu -Müslüman süpermanlar hariç diyor!-, verimsiz çalışıyor, ayıp oluyor. Peki öyleyse ne yapmalı?
Basit: Her sene Ramazan on bir gün beriye geldiÄŸine göre, 36 yıllık periyotta en az 12 sene yaz mevsiminde oruç tutmak gerekiyor. Sen bunun üstüne küresel ısınmayı da koy! E kardeÅŸim, bu Müslümanların şöyle ferah ferah püfür püfür (ve dahi lıkır lıkır) oruç tutmak hakkı yok mudur? Vardır. Zaten mübarek dinimiz “kolaylaÅŸtırınız” demiÅŸ.
Peki kim kolaylaştıracak?
Üstad bu hususta tecrübeli; “ben yaparım demiyor”, evvela aÄŸzını bir güzel bozup, mis gibi orucunu on paralık ederek reformu yapması gereken adresi tarif ediyor ki bu kısmına bayıldım:
Dini siyasete, siyaseti dine vıcık-vıcık bulaÅŸtıran, tarikat soytarılarına cehalet bataklığındaki toplumu teslim eden AKP… Diyanet İşleri BaÅŸkanlığı’nın çatısı altında yeterince mevcut olan İslam alimlerinden oluÅŸturacağı bir kurulla kutsal günleri, ayları miladi takvime ve küresel iklim koÅŸullarına göre sabitlemeli ve zamanı, sayısı, süresi Kuran’da belirtilmeyip sonradan belirlenmiÅŸ olan ibadetleri günün koÅŸullarına göre yeniden düzenlemelidir.
Basit demiÅŸtim deÄŸil mi? Diyanet bir karar alıyor ve “nedir bu Ramazan’ın yıl içinde fırıl fırıl gezinmesi kardeÅŸim; biz onu Åžubat’a baÄŸladık” diyor. “Olmaz” diyeceklere de tehdit: “Siz de kutlu doÄŸum haftasını Nisan’a baÄŸladınız ama?”
EÄŸer yanlış okumadıysam diÄŸer ibadetlerde de tenzilat var; beÅŸ vakit namaz bire, dört rekatlık namazlar ikiye, otuz günlük ramazan üç güne… Hatta hepsini kaldırsak ne çıkar be? Oh!
Vesaire, vesaire… Bir okudum, bir daha okudum; ne gam kaldı ne kasavet; saldım gitti makaraları.
Her Ramazan mevsiminde bu büyük devrimci, laikçi, reformcu, çıplak ve yarı giyinik uyarıcı üstadları, yazar diye tutup üste bir ton para vererek bizi eğlendirdiği için bunların patronlarına ne kadar teşekkür etsek azdır. Hay Allah razı olsun be kardeşim; böyle güzel, ferah, eğlentili şeyler yazın, canımızı yiyin!
(03.09.2008; NOT: YAZIYA KONU OLAN KİŞİ yalçın bayer’DİR)







