KAR(A)DAN BABA
Sabahları lanetli evlerin, koltukta uyuya kaldığında sırtına bakılmayan babaları vardır. Sırtı battaniyeye muhtaçken, kimsenin battaniye örtmeyi istemediği babalardır bunlar. İçinden gelmez çocukların, anne akıl edemez/ umursamaz görünür çokça…
Bir harften mahrumdur bu babalar daima. Çocukların birincil takıları gelmez onlara. Annelerinin sebepsiz yere bağırma çağırma sebepleridir çünkü. Ve çok kez sofra devirmişlerdir çocuklarının kalbi üzerine. Annelerse kırılmıştır koca kocalarının bu hallerinden. Çocuklarının gönlüne kurdukları sofraya karşı yapılan şükürsüzlük, iki dünyada da affedilecek cinsten değildir. Şükürsüzlük annelerin babaların iki yakasına ilişen ellerine tekabül eder. Ve bunu bazı babalar belleyemez…
Böyle anlarda bağrını açmıştı kış. Kış, kendini camdan bir fanusa gizlemiş, oradan izleyedurmaktaydı kendisiyle tamlanan yağan karı. Yağdıkça beyaz kesiyordu yer- gök. Yer gök beyaz kestikçe, yayılıyordu içlerde bir yerde kara kocaman bir bulut gibi büyüklük.
Cam fanustan olma tahtına yerleşmiş, turunç olan nimetlerini yiyor, karın sahibinin verdiğini Mikailden alıp, kendinden biliyor ve egolarını törpülüyordu. Ben, dedikten sonra virgül koymuş gibi duraksayıp vurgu yapıyordu adeta. İçini karartıyordu diğer mevsimlere, öteleyiveriyordu hepsini birden. Temiz olan benim, diyordu Mikaili yok sayarak.
Ve kara- kış diye buyuruyordu büyük bir hikmeti işaretler gibi haber bültenleri. Kara- kış oluyordu kardan bencilliği… Mevsimleri öteleyeyim derken, bilmeden, güneşin bile merhamet buyurduğu bir beyazı öteliyordu kendine.
Ve bir baba… Sabahların kahramanı olacakken, çentiklenmiş hayallerine el atıyor çocuğun. Bütün üstünlük elindeyken, evine direkken… Burnuna havuç takılan bir oyun oluyor, kar(a)dan baba, koyuyor adını beyaz bir sabaha lanetler yağdıran çocuk. Kim bilir, üstü açık kalmış kaç sabahtan intikam alıyor!?
Aralık-08














