denizin ağırbaşlılığında ufalanıyor zaman
dakika dakika can veriyor yıllar yollarcasına
kaybettiklerim geliyor aklıma
bir de hiç ulaÅŸamadıklarım…
hayallere dalıyorum kurtulmak için dünyadan
düşlerimde İstanbul’u geziyorum sonra
aziz bir tepedeyken Orhan Veli
Süleymaniye’deyken Yahya kemal,
boğazı düşlerken Nazım Hikmet uzaklarda
ve yedi tepedeyken Necip Fazıl
ben Beyazıt’ta yığılıp kalıyorum…
ellerimden kayıp giden baharlara yanıyorum.
İstanbul’a dize olabilmek için mi?
bu kadar güzel yağmakta yağmur
yoksa silmek için mi gözyaşlarımı
Ama….
mısrası olmak da güzel bu şehrin
bir mısrada İstanbul olmak da…
varlık sancıları müjdelerken baharı
habercisiyken çamurlu yollar bir bitişin
iki yol var önümde…
sağa gitsem İstanbul sola gitsem İstanbul..
İki yüzlü şehrin iki ayrı macerası
birinde sefalet birinde sonsuzluÄŸun havası…
derinliğin çığlığına inerken cenazeler
naaşım sükutun münzeviliğinde gezer.
düşüncelerim işkencede kusursuzluk hanesinde
dün bugün, bugün yarın bahanesinde.
Bir ney sesi başkaldırışlara son derken
meydan okuyuşların ayışığı beynim.
sağır gök, sağır gece, yokuÅŸ yokuÅŸ bugün yollar…
biliyorum hep böyle başlamıştı sonlar.
umutluydum ama hayat hep mi böyle yarım,
oysa baÅŸlangıç ararken bulduklarım…







